| Laf salatalarının dışına doğru pupa yelken... - Çetin Altan |
| Yazar KuTuKoLa | |
| Perşembe, 15 Ocak 2009 | |
|
Bir “huzurevi”ne sığınmış yaşlı bir hanım, sabahleyin uyanıp da yatağının kıyısında çoraplarını giymeye çalışırken beli ağrıdığında; Anayasa’nın, kendisinin “insanlık haklarını” ne kadar koruyup korumadığını mı düşünüyordur? Ya “huzurevi”ndeki o yaşlı kadını, kim düşünüyordur? Kimse. * * * 16 milyon aile ile 450 bin erkek erkeğe kahvesinden oluşan Türkiye’de; 11 milyon aile ile 400 bin erkek erkeğe kahvesine hiç gazete girmediğini kim düşünüyordur? Kimse. * * * Ara seçimlere katılacak 21 siyasal parti mensuplarından kim, dün gece kaç milyon kadınla erkeğin çiftleştiğini ve bunlardan kaç milyonunun “Medeni Yasa”ya uygun, kaç milyonun da uygun olmadığını düşünüyordur? Kimse. * * * Övmeler övünmeler, sövmeler dövünmelerle iyice çalkantılı bir döneme doğru kaymakta olan bir ortamda; şair Andre Verdet’nin bir şiirini, şöyle azıcık bir “mensure”ye, yani içeriğini bozmadan mealini düz yazıya çevirsek... Hani tıpkı boyuna yapılan bir berber masajı gibi... * * * Adam otelin odasına girdi, yatağa sırtüstü uzandı, bir sigara yaktı... Dalga dalga dumanlar... Derken yanındaki zile bastı, garsonu çağırdı. Az sonra garson girdi içeri: - Emriniz, dedi. Adam: - Bana bir gemi getirin, dedi. * * * Adam yatakta sırtüstü uzanıyordu, elinde bir sigara... Ve dalga dalga dumanlar. * * * Oda kapısı vuruldu, garson elindeki tepside bir gemiyle girdi içeri. Adam: - Koyun gemiyi şuraya, dedi... Sırtüstü yatan adam ve dalga dalga dumanlar. * * * Garson merak etmişti adamı, kapıyı açıp usulca baktı içeri. Aaa... Ne adam vardı, ne gemi; adam gemiye binip gitmişti. Odada sadece dalga dalga dumanlar. * * * Gizli esprilerin sevimli sultanı Şafak Barış da, bendenize yılbaşı armağanı olarak bir karışlık bir kutuda; siyah kadifeden bir yatağın yuvaları içine yan yana sıralanmış bir tren katarı armağan etti. * * * Birer çift kara tekerlekleri de olan tren katarı, parlatılmış gümüşten bir mücevher parlaklığındaydı. * * * Tren katarını yuvalarından çıkarıp tekerlekleri üstüne koydum. Lokomotif bir kalemtıraştı ve arkasındaki vagona, bir mıknatıs çekimiyle bağlanıyordu. Arkadaki vagonda ambalajlanmış bir silgi lastiği vardı. O vagon da arkasındakine, yine bir mıknatıs çekimiyle bağlıydı ve onun da içine konması için, minicik bir paket ince telden kâğıt kıskacı eklenmişti. * * * Tren katarını elinle çektiğinde, eğrile büğrüle yürüyordu. Ve o sırada Şakir Eczacıbaşı telefon ediyordu. * * * Konuşurken bir anda gençliğimizin Beyoğlu’na gidiyorduk. Orada Bal Mahmut vardı, Ahmet Emin Yalman vardı, Nizamettin Nazif vardı; evrensel bir kentin, “çağı”na el uzatmış birikimleri vardı. * * * Şakir, Bal Mahmut’tan fıkralar anlatıyordu. Ben Haydarpaşa Garı’nda Nizamettin Nazif’i son gördüğümde, nasıl nutuk çekmekte olduğunu anlatıyordum. * * * Bir hayli de çapkın olan iri yarı Nizam, Ankara Ekspresi’nin vagon penceresinden bakan genç bir kadına laf atmıştı. O sırada kadının kocası olan bir yüzbaşı üstüne gelmiş ve yüzüne bir yumruk patlatmıştı. * * * Nizamettin Nazif, nutku yüzbaşıya söylüyordu: - Aferin zabit, seni takdir ettim. Bir yüzbaşı karısının namusunu böyle korumalıdır işte, tıpkı vatanı koruduğu gibi, bravvo... * * * Şafak Barış’ın masadaki treni, Şakir’in telefondaki sesiyle gençliğimizin Beyoğlu’na götürmüştü bendenizi de... * * * O sırada bendeniz neyi düşünmüyordum biliyor musunuz; 1618’de “Celali İsyanları” diye bilinen şiddet eylemlerini bastırmayı üstlenmiş, 80 yaşındaki sadrazam Kuyucu Murat Paşa’nın; yanındaki cellat öldürmeyi reddettiği için, kendi eliyle boğduğu 2 aylık bebeğin adını. * * * Bakalım daha başka cephanelikler de bulunacak mı? Beğendiklerime Ekle Sık Kullanılanlara Ekle Arkadaşına Gönder Yorumlar (0)
![]() Yorum yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.
|
| Sonraki > |
|---|