Karakitap Biyografiler Karakitap Fotoğraf Galerisi Karakitap Mekanlar Karakitap Kültür Sanat Karakitap Edebiyat Karakitap Forum Karakitap Anasayfa
Karakitap arrow Gündem arrow Bunlar - Murat Serdar Arslantürk
Bunlar - Murat Serdar Arslantürk
Üye Değerlendirme: / 34
Kötüİyi 
Yazar KuTuKoLa   
Pazartesi, 05 Ocak 2009
 Bunlar sözlerine; ‘ Türkiye bir mozaiktir’ cümlesi ile başlamışlardı. Halt etmişler. İtiraz ettik; mozaik gibi parça pörçük değil, Türkiye yekpare mermerdir, betondur dedik. Kulağa hoş gelen, barışçı ve demokrat görünen bu mozaikleşme safsatası ve anlayışı, on yıllar içinde döndü dolaştı ve meclise de girip böğrümüze yerleşti. Silahlanmayı, bombalamayı, kurşunlamayı, yağmalamayı, her türlü kaçakçılığı güle oynaya yaptıkları bu topraklarda, vergi vermeden ticarethane işleten, kaçak elektrik suyla evini çeviren, tapusuz arazisine binayı diken bunlar şah oldu, bunlar padişah oldu. Bu mazlum siyaseti en nihayet öyle bir hale geldi ki, bizler olduk azınlık, bunlar payidar.
    
Siz kimi kandırıyorsunuz be hey gafiller? Yirmi-beş senedir ölmekten, öldürmekten, onun bunun uşaklığında silah kuşanmaktan, vurmaktan, yağmalamaktan, elinize bulaşmış beyaz zehir günahıyla, kanınıza bulaşmış bin türlü sahtekârlıkla, siz kimi kandırıyorsunuz? Siz mi mazlumsunuz? Siz mi ezilmişsiniz? Siz mi mağdursunuz?
    
Kardeşlerim; ben öz be öz Azeri’yim. Hani diğer bir deyişle; Azeri balasıyım. Demir dağını eriten, Asya’nın en ortasında, Orta Asya’nın kalbinde, ‘Newroz’u Nevruz diye kutlayan, lastik değil adamlar boyu çoban ateşleri yakarak kutlayan, baharı, bahar geldiği için sevinçle, heyecanla karşılayan Azeri’yim. Bütün Kuzey Doğu’nun efsanesi Şeyh Şamil’in torunuyum. Yarı Farsça, yarı Arapça, bolca Fransızca, eğreti İngilizce ile zehirlenmiş dili değil, asıl Türkçem’i konuşan, yazan Azeri’yim. Leyla ile Mecnun’un kalemi, Azeri Fuzuli’nin kanındanım. Şiirimde, hikâyemde sevda vardır. Ve bir gün de kalkıp demedim ki; hani benim bayrağım, hani benim mektebim, hani haklarım? Bunlar bu hale, ’ asimilasyon’ diyorlar. Çerkez kardeşime, Gürcü teyze oğluma, Laz halama, Kırgız amcama da asimile olmuşsunuz diyorlar. Bir toplum bu kadar mı şuursuzlaşır? Bölücü başının başındaki kılın kalınlığının hesabını yapanlar, kendi kafalarının kalınlığının hesabını yapamayacak raddeye gelmişler.

Her alanda parayı bulanlar, müteahhitliğe geldi mi, kaldırımcılığa, ihaleciliğe geldi mi arslan kesilenler, bir tane televizyon kanalı kurmaktan mı acizlerdi? Üstelik senelerdir kendilerine yandaş çıkan yabancı ülkelerde, kurdukları milyon dolarlık stüdyolardan yaptıkları çekimleri uydular üzerinden yayınlayabiliyorlarken, ne oldu da benim alın teri vergilerimle, benim kullandığım elektrikten bile pay alarak bütçesi oluşturulan TRT’de yer buldular? Şeş’ miş… Bunlar şaşırmış. O halde beş bin milleti, beş bin dili, beş bin mezhebi olan apayrı bir oluşum haline gelelim, herkes kendine bir eğitim kurumu açsın, herkes kendine özel bir yayın kanalı oluştursun, kendi kendimize çalalım, oynayalım. Buna da mozaik diyelim, çok kültürlülük diyelim. Üzerini de insan hakları ve demokrasi sosuyla güzelce bezeyip, Batı’nın emperyalist sofrasına altın tepsi ile sunalım.
    
İsyanı mı başlatalım? Başbakanlık başta olmak üzere, TRT Genel Müdürlüğü’ne, Kültür Bakanlığı’na ve Radyo Televizyon Üst Kurumu’na  dayanayım.. Biz bu topraklarda yüz binlerce Azeriyiz.. Türk kültürünün en eski, en köklü topluluklarından biriyiz. Üstelik bunlardan farklı olarak; kanımız da, canımız da şüphe götürmez şekilde arı, saf, öz be öz Türk. Şart olsun; kendi dilimizde eğitim, kendi kültürümüzde yaşam, kendi örfümüzde, âdetimizde televizyon ve radyo kanalı istiyoruz. Gazete ve dergiler de basacağız. Bize has günlerde resmi tatil ilan edilsin…

Eğer saçma geliyorsa; bundan beş-on sene öncesini ve bunların talepleri anımsayınız. Saçma olmadığını anlayacaksınız. Eğer şartlarımız yerine gelmezse… Merak etmeyin, çıktıkları dağlar zaten bizim, bunlarsa misafirlerimizdir.
    
Mozaik anlayışı budur işte. Adına demokrasi, özgürlük, eşitlik diye kavramlar katarlar, biz bakarsınız, bölük pörçük hale gelmişsiniz. Birleştirici kimliğimizi bir yana atıp, bütünleştirici dilimizi horlayıp, ne idüğü belirsiz bir hale doğru koşar adım gidiyoruz, farkında mısınız?
    
Sri Lanka’da ‘ayrılıkçı Tamil gerillaları’ denen bir grup var. On senedir ne huzur verdiler, ne barış bıraktılar. Fark şu ki; orada olup bitenler bir Afrika ülkesinde vuku buluyor. Yani; bizim bir Afrika ülkesinden farkımız olsun diye terörü meclise taşıyorsak, ikinci bir dili, bir kültürü bu derece benimseyip bir de kendi elimizle kendi devletimizin kanalından yayınlar hale geliyorsak, o vakit diyecek bir cümle kalmıştır kardeşlerim: Bir gün bir şehit anası; ‘ Vatan sağ olsun’ demezse, o zaman kıyamet kopar. Bunların kapılarına çarpılar atıp, bunlara kız vermeyip, bunlardan kız almayıp, bunlara resmi hiçbir sıfat vermeyip bir Hitler diktatörlüğü yapmamış ve yapmıyorsak, bu Türk’ün asaleti, bu Türk’ün sulhu, üstün anlayışıdır.
    
İrani bir kavmin koskoca insanlık tarihinde bu kadar bereketle, huzurla, rahatla yaşadığı ikinci bir dönemi olmamıştır. Gidin, gezin, görün kardeşlerim; Diyarbakır’dan başlayın, Batman, Mardin, Van, Hakkâri, Bitlis, Muş, Siirt, Şırnak ve Tunceli. Onca uçsuz bucaksız dağları ütüleseniz, bir Türkiye kadar daha arazi çıkar. Toprağında bereket, ne ekseniz bitiyor. Havasında rahmet, ne yağmuru azalır, ne karı tuzlanır. Hayvanları besili, yaylaları yemyeşil. İnsanları imanlı, inançlı, çalışkan, azimli. Güçlü kuvvetli binlerce delikanlı. Sözü doğru, özü bir binlerce kardeşimiz. Hani Sivas’tan o yana bir çizgi çekecek olsanız, bunca zengin bir folkloru, deyişi, kıssayı bir arada bulamazsınız. Davulu, zurnası, âdeti, geleneği ile bizim, hepimizin toprakları. Şimdi, neden düşük zekâlı bir Tamil gerillası haline geliyorlar? Nedir bu mozaik anlayışı? Biz yekpare mermeriz. Kanımız karışmış, dilimiz bulaşmış. Gelin almışız, damat vermişiz, aynı halayda bir başı sırayla tutmuşuz, zılgıt çekmişiz. Fakat nedir bu ayrı gayrilik?
    
Herkes yerini bilecek. Aynı sofradan doyan kardeşlerin arasında bu ayrım, bu çarpık tarih bilgisi, bu içi boş, sözde demokrasi ya da uygarlık kisvesi ile çeşnilendirilmiş yamuk yumuk özgürlük ya da bağımsızlık hülyası girdi mi; bunun başını ezmeyi de biliriz. Bir yandan herkes Dink olup sokaklara dolacak, diğer yandan Alevi’yiz diye ibadethane isteyecek, sazını bağlamasını kapan bar köşelerinde mazlum edebiyatı yapacak ve birileri de beline bombayı sarıp kendini çarşıya pazara salacak; bunun adı da çeşitlilik, çok kültürlülük, hoşgörü ve demokrasi olacak. Hakkı ve hakkaniyeti birbirinden ayırmamak lazım. Bunların yaptığı Hakkı alıp, hakkaniyeti teslim etmemektir. Üstüne üstlük de Fransız’ın mayını, Alman’ın mermisi, Amerikan’ın tüfeği ile yiğitlenmiyorlar mı; bu düpedüz kansızlıktır.
    
Irak’ın halinden ders almamak için ortalama zekânın epey gerisinde olmak lazım. Aşiret, cemaat, mahalle diye bölüne bölüne getirildikleri noktada, bugün seccadesini çiğneyen Amerika’ya, olup kalan çarığını fırlatacak kadar kahramanlığı kalmıştır. O postal cengâverine sormak lazım; kardeşim sen değil miydin Amerikan askerlerini topraklarında gördüğünde sevinçten havalara hoplayan? Sen değil miydin demokrasiye kavuşuyoruz, diktatörlükten kurtuluyoruz diye dalgalanan Amerikan bezine kendini sarıp sarmalayan?

Şimdi ne oldu da adama postalını fırlatıyorsun? O atılan postal isyanın sembolü değildir. O postal; bölünmüşlüğün ve parçalanmışlığın, şeref ve onurun pabucunu dama atmasıdır.
    
Bugün bunlara meclisinde yer verir, söz hakkı tanırsın. Kendi devlet kanalında yayın yaptırırsın. Yarın eğitim müfredatına bunların (sanki bizden başkalarıymış gibi) tarihlerine, kültürlerine ayrı bir ihtimam gösterirsin. Bunlar da kendi kendilerine federasyon hayallerini, ağır ağır hayata çevirirler. Ve bir gün bir bakarsın, olmuşsun toz bulutu içinde bir Irak.
    
Bir sabır, bir tahammül sınırı var. Sizin, benim, hepimizin bir sabır hududu var. Gide gele, gide gele en sonunda sabır taşımızı çatlatacaklar. And olsun; biz ne Irak’lı bilmem ne aşiretinin marabasına benzeriz, ne Tamil şuursuzlarına, ne ETA’nın gammazlarına ne de başka gafillere… Hani Amerika’nın Körfez’de kullandığı Scud ve Patriot füzeleri vardı. Saddam ise bu füzelere El-Abbas ve El-Hüseyin füzeleri ile cevap vermişti… Bizim füzelerimiz, mermilerimiz, kurşunlarımız başka kardeşlerim, bambaşka. Bir şehit anasından işaret bekliyoruz, mesele budur.
    

BUNLAR
    
MURAT SERDAR ARSLANTÜRK
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Yorumlar (0)add comment

Yorum yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.

busy
 
< Önceki   Sonraki >
E-Kitap Biyografiler Sesli Kitap Mekanlar Fotoğraf GalerisiKitap Özeti

Haberdar mısınız?

haberler e-posta kutunuza gelsin






Karakitap TV ForumSözlüklerYazarlarKültür Sanat Edebiyat

Üye Girişi







Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
aktivasyon kodumu yeniden yolla!
Şuanda 66 misafir bağlı
Advertisement