Karakitap Biyografiler Karakitap Fotoğraf Galerisi Karakitap Mekanlar Karakitap Kültür Sanat Karakitap Edebiyat Karakitap Forum Karakitap Anasayfa
Karakitap arrow Gündem arrow 'Ötekileştirilenler' araştırması üzerine notlar
'Ötekileştirilenler' araştırması üzerine notlar
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Yazar KuTuKoLa   
Salı, 30 Aralık 2008
 Son günlerde çok tartışılan araştırmayı nihayet buldum ve okudum. Okumadan yorum yapanlar kadar kabiliyet ve feraset sahibi olmadığım için şimdiye kadar bir şey yazamadım.

Artık hem genel olarak çalışmayla hem de çalışmanın ana konularıyla ilgili görüş açıklayabilecek durumdayım. En başta söylemek istediğim, hem çalışmayı yapan ve savunanların hem de eleştirenlerin daha soğukkanlı olması gerektiğidir. Bu tür çalışmalar elbette yapılmalıdır. Ancak, çalışmayı savunanlar ve eleştirenler birbirlerine anlamsız suçlamalar yöneltmemeli ve çirkin yakıştırmalar yapıştırmamalıdır. Çalışmanın finansmanında Açık Toplum Enstitüsü'nün katkılarının bulunması da çalışmayı daha baştan mahkum etmenin ve karalamanın gerekçesi olarak kullanılmamalıdır. Bunu en iyi anlaması gerekenler de, herhalde, bu enstitünün daha önceki çalışmalarına veya destek verdiği araştırmalara ateş püsküren kimi çevreler olmalıdır.

Binnaz Toprak'ın başkanlığındaki bir heyet tarafından gerçekleştirilen bu çalışmanın başlığı "Türkiye'de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler". Hemen vurgulamak gerekir ki, bu başlık muhtevayı eksik ve yanlış yansıtıyor. Çalışma genel olarak "bir kısım" ötekileştirilenle meşgul olmakta. Bu "bir kısım"da ötekileştirilmeleri dindar muhafazakârlıkla ilişkilendirilebilecek olan Aleviler ve "laikler" yanında başka sebeplerle ötekileştirilen Kürtler ve Çingeneler de var. Gayrimüslimlerin ötekileştirilmesiyse sadece dinle değil aynı zamanda milliyetçilik ve ulusalcılıkla bağlantılı. Dolayısıyla başlık, çalışmanın manzarasını tam yansıtmıyor. Nitekim başlıkta muhafazakârlık öne çıkarıldığı ve ötekileştirme AKP ile ilişkilendirildiği için bu çalışmanın bulgularını en büyük sevinçle karşılayan ve muarızlarına karşı iştahla kullananlar da genellikle laisist-Kemalist çevreler.


Çalışma bilimsel bir çalışma olmakla beraber bilimselliği nispeten zayıf bir yönteme dayandırılmış. Anadolu'da bazı kesimlerin din ekseninde ötekileştirildiği önermesini test edilmesi gereken bir önerme olarak değil, doğru bir önerme olarak alıyor ve bu inancı destekleyecek örnek olaylar aramaya çıkıyor. Alınan örneklem temsil kabiliyetine sahip bir örneklem değil, "amaçlı örneklem"; yani tezin doğrulanmasını sağlayacak bir örneklem. Nitekim bu husus çalışmada "Bu araştırma Türkiye'deki kamuoyunun eğilimlerini belirleyebilecek bir temsil niteliğine sahip bir örneklemle yürütülmüş bir anket çalışması değildir" denilerek vurgulanmaktadır. Şüphesiz bu yöntem, bu tür araştırmalar için kullanılabilir. Ama bu tür bir araştırmanın "bilimsel" etiketini taşıması şart değildir. Aynı amacı taşıyan bir gazeteci grubu tarafından da yapılabilir. Nitekim zaman zaman yapılmaktadır da. Bilimsel sıfatını almasının daha çok pratik bir yararı var gibi: Ağırlığını ve itibarını artırmak.

Sivil toplumu zayıflatacak öneriler

Çalışmada anlatılan dışlanma, baskı altına alınma, ötekileştirilme örneklerinin bir kısmı daha çok bir sübjektif algılama meselesi olarak görünürken diğerlerini herkesin kendi hayatında ve etrafında gözlemlemesi mümkündür. Kendimizi aldatmayalım. Anadolu, muhteşem hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşama örnekleri kadar akıl almaz ayrımcılık, baskı ve tahakküm örnekleri sağlamada da cömert bir coğrafyadır. Ramazan aylarında bazı şehirlerde oruç tutmayanlar için hayatın zorlaştığı, sosyal grupların iş ve komşuluk ilişkilerine girmede kendilerine benzeyenleri tercih ettiği, bazı yer ve durumlarda muazzam bir etnik ayrımcılık yapıldığı, bireysellik kültürü yerine dinî veya ladini cemaat kültürünün yaygın ve baskın olduğu, kadınların çoğu zaman sosyal hayatta ve çalışma hayatında erkeklerden daha geride tutulduğu, gayrimüslim azınlık mensupları yanında Alevilerin de çoğunluk tarafından dışlandığı ve baskı altına alındığı, önyargısız olarak ülke topraklarını dolaşan herkesin kolayca tespit edeceği gerçeklerdir.

Meraklılara çalışmayı okumalarını tavsiye edip ana ve ara başlıklar üzerinden bazı değerlendirmeler yapmakta yarar var. Ötekileştirildikleri söylenenler arasında durumu en tuhaf olanlar Kemalistlerdir. Kemalistlerin durumu mesela Alevilerin, Çingenelerin vb. durumu ile karıştırılmamalıdır. Araştırmadaki örnek olaylar ve şikâyetler Kemalistlerin başkalarına baskı yapma, başkalarını zorla kendilerine benzetme, onlara inanç ve değerlerini aşılama imkânlarının olmamasını kendilerine baskı uygulanması olarak algıladığı görülmektedir. Bu, son derece ilginç bir ruh halidir. Hiçbir kimse, hiçbir kesim kamu zoruyla başkalarını kendine benzetme hakkına sahip olamaz ve bunu yapmasına izin verilmemesini baskı olarak adlandırdığı vakit ciddiye alınmayı bekleyemez. Ancak, diğer toplum kategorilerinin bir baskı ve dışlamayla karşılaştıkları bana göre her türlü şüpheden uzaktır. Bu ülkede kim Kürtlerin, Alevilerin, Çingenelerin, gayrimüslimlerin ötekileştirilmediğini söyleyebilir? Kim kadınların çoğu zaman ikincil vatandaş muamelesi görmediğini, iş hayatında ayrımcılıkla karşılaşmadığını, sosyal hayatta büyük baskılarla yüzleşmek zorunda kalmadığını iddia edebilir? Hoşumuza gitmese de kabul etmek zorundayız ki, ülkemizde ayrımcılık ve ötekileştirme az karşılaşılan bir durum değildir.

Ancak, araştırmacıların tahlillerinde gözden kaçırdığı önemli bir nokta var. Sosyal hayatta ayrımcılık her ülkede her zaman vardır. Bu sadece bir derece meselesidir. Ve sosyal hayatın kendi dinamikleriyle ürettiği ayrımcılık ile devlet eliyle üretilen ve uygulanan ayrımcılık arasında bir ayrım yapmak gerekir. Sosyal hayatın doğası, özellikle küçük yerleşim birimlerinde, ayrımcılık ve baskı üretmeye meyillidir. Bu baskı üretme işi çoğu zaman aileye kadar iner. Burada tartışılması gereken mesele, sosyal hayattaki ayrımcılığı ve baskıyı önlemede devlete bir görev düşüp düşmediği ve eğer düşer denirse devletin bu rolü oynama adına çok daha korkunç bir baskı aygıtına dönüşmesinin nasıl önleneceğidir.

Acı öneklerden biliyoruz ki, bu topraklarda devletin kendisi en büyük ayrımcıdır. Araştırmacılar bu gerçeği gözden kaçırmakta ve en büyük baskı ve dışlama aygıtına ayrımcılığı önleme adına görev çıkarmaktadır. Bu çerçevede yaptıkları iktidar-devlet ayrımı ve yükü mevcut siyasi iktidarın omuzuna yıkmaları da bütünüyle yanlıştır. Ayrımcılık AKP ile başlamamıştır. Türkiye'deki devlet felsefesi özü itibarıyla ayrımcılığa dayanmaktadır. Araştırmanın birçok durumda mağdurların yegâne sığınağı olduğu söylenen CHP, Kürt ve gayrimüslimler meselesinde en büyük ayrımcı değil midir? Ayrımcılığa uğradığını söyleyen Atatürkçüler birçok durumda ırkçı ve şövenist baskılara alkış tutmamakta mıdır? Şiddete varan dinî sebepli baskıyla suçlanan ülkücü çevreler, dinle ilgisi dindarlardan daha az olan ve devlet politikalarını en gönülden destekleyen grubu oluşturmamakta mıdır?

Araştırma birçok bakımdan göz açıcı olmakla beraber çözüm önerileri araştırmacıların niyetlerinin aksine sonuç verecek mahiyettedir. Araştırmacılar sivil toplumu zayıflatacak, toplumsal hayatta çoğulculuğu ve rekabeti değil tekelleşmeyi teşvik edecek öneriler geliştirmektedir. Mesela, eğitimde ademi merkezîleşmeyi teşvik edecek yerde devletin eğitimi tam bir kontrol altına almasını ve herkese standart bir eğitim vermesini teklif etmektedir. Standart bir eğitim çoğulcu toplumun bütün taleplerini aynı anda nasıl karşılayacaktır? Karşılayamayacağına göre bir tarzı diğerine tercih etmek durumunda kalmayacak mıdır? Şimdiki durum da zaten bu değil midir? Sosyal devletle ilgili talepler de hayırhah olmaktan uzaktır. Toplumsal yapıyı tahrip etmeye, sivil toplumun altını oymaya, atomize bireyciliği teşvik etmeye, devleti alabildiğine büyütmeye yatkındır. İnsanların asgari derecede ötekileştirildiği, toplumsal çoğulculuğun barış içinde muhafaza edildiği bir toplum devleti eğitimin ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma faaliyetlerinin tekelci patronu yapmaktan değil, çoğulculuğu koruyacak bir hukukî yapı tesis etmekten ve beraber yaşayışın adil kurallarını etkin biçimde uygulamaktan geçer.

PROF. DR. ATİLLA YAYLA
30 Aralık 2008
Yorumlar (0)add comment

Yorum yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.

busy
 
< Önceki   Sonraki >
E-Kitap Biyografiler Sesli Kitap Mekanlar Fotoğraf GalerisiKitap Özeti

Haberdar mısınız?

haberler e-posta kutunuza gelsin






Karakitap TV ForumSözlüklerYazarlarKültür Sanat Edebiyat

Üye Girişi







Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
aktivasyon kodumu yeniden yolla!

En Çok Okunan Gündem Haberi

Şuanda 29 misafir bağlı
Advertisement