Ali Bayramoğlu
Vekil ile müvekkil: Yasin Hayal ile Fuat Turgut ve adalet - Ali Bayramoğlu | |
|
| Vekil ile müvekkil: Yasin Hayal ile Fuat Turgut ve adalet - Ali Bayramoğlu |
| Yazar KuTuKoLa | |
| Çarşamba, 27 Şubat 2008 | |
Hrant Dink Davası'nın dördüncü duruşması geçen Pazartesi günü yapıldı. Davayı müdahil olarak izliyorum. Gerek bu sıfat gerekse, duruşmanın katil O.S.'nin yaşı dolayısıyla "gizli" yapılıyor olması, davaya ilişkin gelişmeleri aktarmama engel.Ancak duruşma politikası ya da duruşma salonundaki ortam bunun dışında kalıyor. Zira bu politika ve ortam sadece Dink davasının ilgililerini değil tüm ülkeyi, adalet mekanizmasını ilgilendiriyor. Dink davasındaki duruşma ortamının ve politikasının birçok açıdan can alıcı olduğu kanısındayım. Zira ortada yargının sosyolojik ve politik olarak ters yüz edilmesine işaret eden bir durum bulunmaktadır. Hemen her duruşmada öyle anlar gelmektedir ki, adeta yargılanan, baskı altına alınmaya çalışılan mağdur taraf olmakta, katil işlemi adeta sembolik bir biçimde yeniden gerçekleşmektedir. Ve buna sanıkların kimi avukatlarının kullandıkları dil ve tutturdukları savunma politikası ile mahkeme heyetinin bu tutuma aşırı toleranslı davranması yol açıyor. Bu dil ve savunma politikası herhangi bir dil ve savunma politikası değildir… Nasıl? Örnekleyerek anlatalım… Fuat Turgut… Yasın Hayal'in avukatı… Ergenekon Davası'ndan gözaltına alındı ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Duruşmalarda her söz alışında yaptığı ilk iş, Hrant Dink'e, ailesine, yakınlarına hakaretâmiz ve tahrik edici sözler etmek oluyor. "Ermeni ölüsü, Türk düşmanı, Kuduz Ermeniler, etnik çeteciler, pislikler, etnikçi pislikler, eli kanlı Brüksel pisliği" kullandığı seçme ifadelerden sadece birkaçı… Konuşmalarında şaşmadan yaptığı ikinci iş, belli bir anlayışın kimi sembol isimlerini "can dostum Kerinçsiz, sevgili paşam Veli Küçük, kahraman Abdullah Çatlı" diyerek anması, mağdurların başına geleni dolaylı olarak övmesi ve savunması… Bu yetmiyormuş gibi sıkça Turancı olduğunu haykırması… Vekil ile müvekkil arasındaki bu aynılaşma, insanı açıkcası dehşete düşürüyor. İnsanın yargı sürecine yönelik beklentilerini kırıyor, az da olsa kimi inançlarının sarsılmasına yol açıyor. Vekil ile müvekkil arasındaki bu özdeşleşme Yasin Hayaller'in ve anlayışının, onların arkasında yer alan "ruh"un mahkeme salonuna sinmesine, mağdurların yargılanmasına dönüşüyor. Ve bu durum, Hrant Dink'in öldürülmeden önce karşı karşıya kaldığı keyfi sokak yargılaması ve hükmünden hiçbir fark taşımıyor. Rakel Dink'in bir mektubundaki babasının toprak davalarına ilişkin kimi satırları, Fuat Turgut'un "Ermenilerin ülke topraklarında gözü var" haline çevirmesinin başka ne anlamı olabilir? Şunu ifade etmem gerekir: Bunca deneyimime rağmen bu duruşmada, bu mahkeme salonunda, bu koşullarda gün boyu müdahillik görevi yapmak, insan sabrını ve tahammülünü aşan bir iş, hatta kimi zaman bir işkence… Dink'in eşi, çocukları, kardeşleri ve yakınları için ise açık şekilde ikinci bir travma… Duruşma salonu dışında, dava başlamadan gazetecilere yaptığı şu açıklamaya bakın Fuat Turgut'un: "Karen Fogg, Claudia Roth, enişteleri Joost Lagendijk geldi mi? Hrantçıların anaları var, enişteleri var. Malta memurları burada mı? Hepimiz Ermeniyiz diyen güruh nerede? Onlar da dışarıda mı? Allah hepsini Hrantlarına kavuştursun! İnşaallah Hrant ile birlikte haşrolurlar! Bu, bugünkü duruşmadan önce onlara yaptığım duadır…" İşte ortam budur… Tehditse tehdit budur… Ama beteri ahlaki sınırlardır… Beteri bunun benzerini yargı sürecinde de yapabilmesidir… Adaleti sağlayan sadece son hüküm değildir… Hükme götüren yolun ve sürecin adaletli ve hakkaniyetli olmasıdır… Beğendiklerime Ekle Sık Kullanılanlara Ekle Arkadaşına Gönder Yorumlar (0)
![]() Yorum yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|