Yağmur duasına hiç çıkmadım; çocukluğumuzda pilâv pişirmek için kapı kapı dolaşıp bulgur ve tereyağı toplarken okuduğumuz tekerlemenin bir çeşit yağmur duası olduğunu da çok sonraları öğrenmişimdir:
Yağ yağ yağmur
Teknede hamur
Ver Allah'ım ver
Sicim gibi yağmur
Başta yağmur duası olmak üzere, yağmur yağdırmak için yapılan çeşit çeşit törenlerin kadim zamanlarda nasıl oluştuğunu ve günümüze nasıl ulaştığını öğrenmek isteyenler, M. Sabri Koz'un hazırladığı Yağmur Duası Kitabı'nı okumalıdırlar.
Kitabevi Yayınları'nın sahibi Mehmet Varış, yaşadığımız büyük kuraklıktan duyduğu üzüntüyle, 2007 Ramazan'ında kıdemli müşterilerine hediye olarak vermek üzere "Diş Kirası Kitapları" serisinden bir yağmur duası kitabı yayımlamak istemiş ve isabetli bir kararla Sabri Koz'un kapısını çalmış.
Sabri Koz, folklor ve halk edebiyatı araştırmalarında günümüzde en yetkin isimlerden biridir ve bu konu tam da onun dişine göredir. Derhal kolları sıvayıp bir yandan yağmur duası hakkında yazılmış makaleleri toplarken bir yandan da yeni yazılar ısmarlamış. Ortaya çıkan 678 sayfalık kitap, aslında insanlığın en eski zamanlardan beri sık sık kuraklıkla boğuşmak zorunda kaldığını, bu yüzden yağmur yağdırabilmek için kendince
yollar aradığını, büyüler yaptığını vb. gösteriyor.
Anadolu'da yağmur yağdırmak için yapılan törenlerin çoğu atalarımızca
Orta Asya'dan getirilmiş, bazıları da komşu kültürlerden alınmıştır.
İslâm, putperestlik kalıntısı kadim törenlerin yerine "istiska" adı
verilen ve sade bir törenle icra edilen yağmur duasını ikame etmiş
olmakla beraber, Şamanizm damgası taşıyan Çömçe Gelin'ler, Çullu
Kadın'lar, Dodu'lar, Gode Gode'ler, Yağmur Gelinleri günümüze kadar
gelmiştir.
İslâmî yağmur duasıyla Şamanî geleneklerin birbirine karıştığı uygulamalar da az değildir.
Yağmur duası konusunda ilk ciddi araştırma Orhan Acıpayamlı tarafından
yapılmış. Anadolu'da hâlen yaşayan yağmur duası törenlerini ve
gelenekleri kapsamlı bir biçimde ele aldığı "Türkiye'de Yağmur Duası ve
Psiko-Sosyal Metodla İncelenmesi" başlıklı kitap çapındaki makalesini
okurken, çocukluğumun unutulmazları arasında yer alan "Yağ yağ yağmur"
tekerlemesini söyleyerek oynadığımız zevkli oyunun teferruatını da
hatırladım. Bir ağaç kepçeye uzunca bir sopayı bağlar, üzerine bir
elbise geçirerek bebeğe dönüştürür, sonra onu tekerlemeler okuyarak
kapı kapı gezdirirdik. Tekerlemenin hafızamdan tamamen silinen ilk
kısmı, Acıpayamlı'nın tespitine göre şöyleymiş:
Kepçe gelin ne ister
Kaşık kaşık yağ ister
Gökten çok rahmet ister
Yerden bereket ister
Ver Allah'ım ver
Bir sürü yağmur
Ev sahiplerinden kiminin yağ, kiminin bulgur verdiğini de hatırlıyorum.
Acıpayamlı'nın anlatımına göre, ev sahibi bir elinde yağ, bir elinde
un, bulgur, yumurta olduğu halde dışarı çıkar, suyu başında kalbur
bulunan çocuğun üzerine dökermiş. Bu sırada çocuklar "Yağ yağ yağmur"
tekerlemesini söylerlermiş. Bunları hiç hatırlamadığıma göre, belki de
Zara'da gelenek farklı bir şekilde uygulanıyordu.
Her neyse, Sabri Koz'un derlemesinde onlarca makale ve o kadar çok
bilgi var ki, hepsinden tek tek söz etmek imkânsız. En iyisi bu ilgi
çekici kitabı alıp
okuyun diyor ve Sabri Koz'un "Sunuş" yazısının son
paragrafını dikkatinize sunuyorum:
"Nasreddin Hoca merhumun komşusunun uyuz keçisini dua ile iyileştirmeyi
reddetmemekle beraber ilaç da tavsiye etmesi gibi, her türlü tedbiri
elden bırakmadan 'duaya da kuvvet' diyor, aylardır yağmur yüzü görmeyen
memleket köşe bucağında etrafı sel götürmeyecek, amma başta insan,
hayvan ve toprak olmak üzere suya hasret her varlığı kandıracak kadar
yağmur diyor, boynumuzu büküyoruz. Kapıların açık olduğu bir anda bu
beklentimizin mutlaka gerçek olacağına güvenerek çocukluk
günlerimizdeki gibi var gücümüzle bağırıyoruz: 'Ver Allah'ım ver, sicim
gibi yağmur!" Ne dersiniz, Yağmur Duası Kitabı işe yaradı galiba!
DERKENAR
Yandaki haber, Cumhuriyet gazetesinin 19 Teşrinievvel (Ekim) 1932
tarihli sayısının birinci sayfasında çıkmıştır. Haberde, İstanbul'a beş
buçuk-altı aydır tek
damla düşmediği belirtildikten sonra, bugünlerde
yaşadıklarımıza benzeyen iklim olaylarından söz ediliyor.
|