| Dünyanın sonu sık sık gelir - Z.Heyzen Ateş (Kitap) |
| Yazar karakitap | |
| Çarşamba, 11 Temmuz 2007 | |
|
Dünyanın sonu büyük ya da küçük boyutlarda yaşanır. Bazen ufak bir kasabayı bazense bütün Avrupa'yı etkiler. Büyük sonları, seçilen tarihlerin düzgünlükleri sayesinde 777, 888, 2000 ayırt edebilirsiniz Nicholas Seare, Trevanian ya da Rodney William Whitaker. Bu isimler arasından en bilineni, kitapları Türkçede de büyük ilgi gören Trevanian. En bilinmeyeni, daha analitik kitaplar yazan Whitaker ve bu yazının konusu ise Seare. (Bir de Benat Le Cagot ve polisiye romanlar yazan Jean-Paul Morin var.) Ortak noktaları mizah anlayışları, incelikli esprileri ve hepsinin kitaplarının belirli satış rakamları elde etmiş olması. Ne hepsi için Amerikalı denilebilir ne genç ya da yaşlı ne alçakgönüllü ya da ukala. Hepsi aynı kişi olsalar da hepsi farklı, her birinin kendi hayatları, kendilerine dair dedikoduları var. (Örneğin uzun süre Trevanian'ın Robert Ludlum olduğu zannedilmişti.) Hangisini temel kabul etmem gerektiği konusunda hiç bir fikrim olmadığından ben de yazarın tercihine saygı duyup sizleri bilgilendirdiğim bu girişin ardından, Seare'ye tamamen ayrı biriymiş gibi davranmaya karar verdim. Yani yazının kalanında Trevanian'dan bahsedildiğine rastlamayacaksınız. (Eğer ki bir yazar farklı türde kitapları farklı isimlerle imzalamayı tercih etmişse kolay kataloglanmaktan başka kaygıları da vardır diye düşünüyorum.) Nicholas Seare, 1975 yılında 1339 ya da Öyle Bir Yıl kitabıyla doğuyor. Kitaba yazdığı özsözden anladığımız kadarıyla Caernarvon kasabasında yaşayan emekli bir profesör. Bizim dünyamızdaki varlığı şaibeli bir profesör olan William K. Sullivan ekolünden ve Gal düz yazısına kendini adamış bir grubun üyesi. Yine kendisi, önsözde, 1339'da, 1300-1368 yılları arasında yaşamış Kelt ozanı Davydd Ab Gwilym'in bir masalını uyarladığını belirtiyor. (Ara not: Davydd Ab Gwilym gerçekten de var ama bahsedilen masal yok.) Aşk ve macera karışımı romanlar serisinin parçası olduğu söylenen masal Seare'ye göre 4. yüzyılda yazılmış olmasına karşın 19. yüzyılda keşfedilmiş. Peki neyi anlatıyor bu masal: Dünyanın sonunun geldiği günü elbette, başka neyi olacak. Halkı telaşlı bir kasaba Telaşlanmayın, Seare, dünyanın sonunun sık sık geldiğini bilecek kadar işin içinde. Bakire kraliçe Elisabeth yönetiminde geçen o bol karlı kışın insan mantığının kabul edemeyeceği kadar sık tekrarlanan felaketlerin sıradan bir örneği olduğunun farkında. Yazara göre zaten kendilerince haklı nedenlerle toplu intihara meyilli olan Batılılar için dünyanın sonunun gelmediğini görmekten daha büyük bir hayal kırıklığı olamaz. 1339'un bize verdiği bilgilere göre: "Dünyanın sonu zaman zaman büyük, zaman zaman küçük boyutlarda yaşanır. Bazen ufak bir kasabayı bazense bütün Avrupa'yı etkiler. Büyük sonları, seçilen tarihlerin düzgünlükleri sayesinde -777, 707, 888, 2000 vb- ayırt edebilirsiniz.. Belleklerdeki en yakın tarihli olay Atom bombasıyla gelen dehşettir; çevreciler balçığa batmıştır; enerji krizleri, nüfus artışı gibi tehditler tepemizdedir." Ne var ki alçakgönüllü bir kitap olan 1339 ya da Öyle Bir Yıl, bir kasaba halkını dehşete düşürmenin ötesine geçmeyen küçük sonlardan birini konu alıyor. Kahramana en yakın figür olan 'Satıcı' ile arkadaşı kasabaya geldiklerinde, insanları dua ederken bulup karşılarındakilere anlam vermeye çalışıyorlar, biz de onlarla beraber kasabalıların cennet, cehennem, felaket ve ahlak konusundaki dil ve zihin sürçmelerine şahit oluyoruz. Domuz gibi görünen, domuz gibi ses çıkartan ama Llanrwst'ın üçüncü bakiresi tarafından buzağı olduğu söylenince herkesin buzağı olduğunu kavradığı hayvan yüzünden yani 'domuzdan doğan buzağı' işaretiyle geleceği kesinleşen bu kıyametin detaylarına girmeyeceğim. Kitap olaylardan çok enfes diyaloglardan oluştuğundan zaten akla uygunluk minvalinde fazla bir şey beklenmemesi gerektiğini kavramışsınızdır. Sayfa otuz sekizde yer alan ve sayfa otuz dokuzda enfes bir açıklaması yapılan diyalogun bütün kitaptaki en etkileyici yer olduğunu söyleyebilirim. Satıcı'nın "..ben bir insanım, anlayamadınız mı?" diye biten monoloğuna eğer ki kitabı okursanız- hak ettiği dikkati göstereceğinizi umuyorum. Gelelim ikinci Seare kitabı Kaba Saba Masallar'a. Bu kitapta yeni dilenci eski şövalye Lancelot ve eski Leydi yeni dilenci Elaine'in ağzından Yuvarlak Masa Şövalyeleri'nin gerçek hikâyeleri anlatılıyor. Ve işte, asıl müjde: Bu kitapta da bir de gizli kitap var. Bu seferki Seare ailesinin nesilden nesile aile sırrı olarak geçirdiği, Viktorya döneminde yakılmanın eşiğine gelen, Davydd ap Seare tarafından 14. yüzyılda yazılan yoz bir kitap; doğumların çığlıklar, ölümlerin çamur anlamına geldiği Arhur dönemindeki şövalyelerin tartışmalı hikâyeleri.. Yuvarlak Masanın Perde Arkası. Bir önceki kitaptaki satıcı gibi bu kitapta da bir dilenci Galler'deki bir malikaneye konuk oluyor. (Sonradan dilencilerin sayısı ikiye çıkacak.) Laf lafı açıyor, dilencinin şanlı şövalye Lancelot olduğu öğreniliyor. (Kendisi 600 yaşında.) Yemek karşılığı masal mübadelesiyle de tarih yemek masasına dökülüyor. Lancelot, Kral Arthur'un hikâyesine Truva'nın düşüşüyle başlıyor ki, bunun konuyla ne ilgisi olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa kısa sürede öğreniyoruz ki sihirli kılıcın tarihi taa o dönemlere dayanıyormuş. Her neyse, hikâye devam ediyor, Merlin ve Arthur'un yarı beceriksiz komplolarına ve oturanın başının beladan kurtulmadığı masaya geliyor sıra. Yukarıda bahsettiğim ikinci dilenci, ilerleyen sayfalarda araya giren Leydi Elaine. (Elbette insanın böyle masallar anlatacaksa bir şahidinin olması gerekir.) Her ikisi de korkunç bir büyüyle lanetlenmişler ve sonsuza kadar dolaşıp insanları dolandırmakla cezalandırmışlar. İki dilenci bir olup şövalyelerin hikâyelerini anlatıyorlar klasik, Trevanian mizahı, zekice, eleştirel hatta nazikçe saldırgan ve alaycı. Seviyorsanız seversiniz, sevmiyorsanız cazip gelmeyecektir. Hayal kırıklığı yaşatmayan yazar Her iki kitap da rahatça okunan ve insanı eğlendiren kitaplar. 1339 Yada Öyle Bir Yıl, Kaba Saba Masallar'dan biraz daha cazip. Belki de cennet-cehennem arasında tercih yapma meselesi bana daha cazip geldiğinden böyle yazıyorumdur. Her iki kitap da okuyucuyu hayal kırıklığına uğratmayan, keskin kitaplar. Bir yazarın bu kadar fazla türde bu kadar başarılı eser üretebilmesi hayranlık uyandırıcı. Yazıyı bitirirken Trevanian, Seare ya da doğduğu adla Whitaker'ın 'farklı isimler, farklı edebi türler' ile ilgili açıklamasını geçmek istiyorum. Seare kitaplarını Trevanian okuyucularına satmak peşine düşmeyen Whitaker'ın yaptığı, okuyucuya saygı duymak değilse peki' ya nedir? "Eğer başarılı yazarların yaptığı gibi tek bir türde yazsaydım daha fazla para kazanabilirdim. Çoğu okuyucu kitapları bir kaçış aracı olarak görüyor ve kısa sürede kendi favori uyuşturucuları olan türü keşfediyorlar. Eğer kendileri için işe yarayan bir yazara rastlarlarsa onun diğer kitaplarını da okuyorlar. Bir yazarın yeni kitabı iyi sattığında eski kitaplarının satışlarının da artması bu yüzden. Yani bir türe bağlı kalmak ekonomik olarak anlamlı. Ama ben tekrar tekrar aynı türde kitaplar yazsam sıkıntıdan öldürdüm.(..) Benim için farklı türlerde eserler üretmek ilginç olsa da okuyucular için casus romanlarından Edward dönemi romanslarına geçmek zordu. Bir kısmı doğal olarak benim kitaplarımı okumayı bıraktılar. Bir kısmı kullandığım isimlere göre okuyacaklarını seçti. Yine de çoğu okuyucunun diğerlerini olmasa da Trevanian'ı kariyeri boyunca takip ettiklerini söyleyebilirim. Trevanian okuyucuları türden çok zanaati takdir ederler." 1339 YA DA ÖYLE BİR YIL Bir Sokak Satıcısı Adına Apoloji Nicholas Seare, Çeviren: Neşe Olcaytu, e yayınları, 2007, 120 sayfa KABA SABA MASALLAR Nicholas Seare, Çeviren: Neşe Olcaytu, e yayınları, 2007, 168 sayfa Radikal Beğendiklerime Ekle Sık Kullanılanlara Ekle Arkadaşına Gönder Yorumlar (0)
![]() Yorum yazın
Yorum ekleyebilmeniz için giriş yapmanız gerekiyor. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kayıt olun.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
|
|