Elif Şafak
Edebiyatımızın futbol fanatikleri - Elif Şafak | |
|
| Edebiyatımızın futbol fanatikleri - Elif Şafak |
| Yazar KuTuKoLa | |||||
| Salı, 20 Mart 2007 | |||||
|
Okuduğumuz kitaplar kadar okumadığımız kitaplar da kişiliğimizi şekillendiriyor. Nasıl mı? Yokluklarıyla. Okunacak bu kadar çok kitap, okuma vakti de bu kadar kısıtlı olunca ne okuduğumuz değil ne okumadığımız da bir tercih sebebi haline geliyor. Hangi konuda olursa olsun bir seçim yapmak, olası başka seçenekleri seçmemek demek her zaman. Bir kitabı okumaya başlamak, o zaman o mekan diliminde başka kitapları seç-me-mek demek. Peki bu haliyle "kitap seçmemek" gayet doğal ve kaçınılmaz da, "yazar seçmemek" ne demek? Futbol takımı tutar gibi yazar tutmak Türkiye'ye özgü bir özellik. Öyle okurlar var ki ya topyekun karşısında bir yazarın ya da "sonuna kadar yanında". Aynen takım tutar gibi, bazen aynı derece fanatik. "Holigan edebiyat okuru" diyorum ben bu tarza. Hâlâ ideolojik sebeplerden ötürü belli yazarları okuma listelerine almayanlar, kendilerine yasaklayanlar var mesela. İdeolojik olarak karşı olduğu için Nazım Hikmet ya da Necip Fazıl okumayanlar.Günümüz yazarlarına kadar uzanan bir liste. Filanca yazarı sevenler falanca yazarı okumaz, falancayı sevenler berikini. Adeta stadyumda üretiliyor edebiyat. "Filancayı hiç okumadım ama bence kötü bir yazar" diyen okurlar duydum. Bu söyledikleri cümlede hiçbir eksik gedik görmeyen. Bir yazarı ya bir kampa yerleştirip yüceltme ya da karşı kamptan ilan edip okumama eğilimi ne yazık ki hâlâ yaygın, hâlâ geçer akçe... Oysa kimi edebiyatçıları dillerini sevdiğiniz için okursunuz, kimilerini yazdıkları konulardan ötürü merak edersiniz, kimisini fikren yakın bulursunuz belki. Bir yazarın bir kitabı hitap eder de ruhunuza belki bir başka kitabından o kadar hazzetmezsiniz. Sonra bir başka yapıtı gene hoşunuza gider, alır okursunuz kana kana. Esnektir çünkü edebiyatın dünyası, akışkandır, su gibi. Refik Halit Karay'ı dilinden ve engin kelime hazinesinden, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı hudutsuz yaşam ve insan sevgisinden, Peyami Safa'yı karamsar kişilik tahlillerinden, Cemil Meriç'i felsefesinden etkilenerek okuyabilir, her birinden bir şeyler alırken bir şeyler almayı reddedebilirsiniz. Her okuma listesi eklektiktir özünde. Ama bilhassa ve kaçınılmaz olarak eklektik olmalıdır okuma alanlarımız, bizimki gibi sentezler ülkesinde. Dahası, edebiyatçılarımız da gruplar halinde yaşamakta, ada ada, bölük bölük. Adalar aynı dili konuşuyor, aynı üslubu benimsiyor ama kendinden olmayana olabildiğince uzak durduğundan, paylaşım bir adadan bir diğerine akamıyor bir türlü. Ne yazık ki gruplar arası hudutlar o kadar bulandırmış ki merceğimizi, kendi grubundan olmayan birinin başarısına ya anında burun kıvırmakta ya mesafe koymakta niceleri. Adeta başkaları adına sevinebilmek için o kişinin illa ki "kendi adamı" olması gerek. Aksi takdirde yoğun bir öfke, sirkeleşme ve hakaret! Birbirimizin sevinçlerini paylaşma, başarılarıyla onurlanma ve en önemlisi, beraber üretebilme konularında devamlı sınıfta kalmaktayız. Ne tuhaftır ki bunca kolektivist olduğumuza inanırken tepkilerimiz alabildiğine bireyci ve ben-merkezci. Türkiye hızla değişirken, dünya hızla değişirken, özünde "ifrat ve tefrit toplumu" olma özelliğimizi halen koruyoruz. Ya bir uç ya öteki. Ortası yok. Hemen her konuda anında kutuplaşabilme özelliğine sahibiz. Ortada, arafta kalanları acımasızca ezeriz. Ya mutlak ve mutlakiyetçi nefret eder ya partizanca savunuruz değerlerimizi. Siyaset konuşmayı seven bir toplumuz. Ne askeri darbeler ne 1980 sonrası dalga dalga yayılan apolitikleşme süreci bu özelliğimizi temelden değiştirebildi. Türkiye'de hayat pekçok Batı ve dahi Doğu ülkesiyle kıyaslandığında çok daha politiktir, insanlar ve söylemler ve ilişkiler ve gündelik hayat tepeden tırnağa politiktir. Politik bakış açıları tutkuyla sahiplenilir, mutlaklaştırılır ve o haliyle dondurulur. Kültür de edebiyat da nasibini alır toplumun bu dokusundan. Kültür sanat konuşmaz, onun yerine bol bol siyaset konuşuruz her fırsatta, dinmeyen bir tutkuyla. Hal böyle olunca ne objektif kuramsal analizler yeşerebilir, ne "yazarlardan çok yazıyla ilgilenen" edebiyat kuramları kök salabilir. Oysa biz yazarların en çok ihtiyacını duyduğumuz şey, yani bizi ruhen ve entelektüel açıdan besleyecek olan yakıt, ne aşırı övülmek ne yerilmektir. Kişisel savunmalar ya da kişisel saldırılar değil duygusallıktan ve partizanlıktan uzak, objektif ve mümkün mertebe "yazar" değil "yazı" odaklı tartışmalardır besinimiz.
Kaynak/Zaman 20/03/2007 Beğendiklerime Ekle Sık Kullanılanlara Ekle Arkadaşına Gönder Yorumlar (2)
![]()
ayine
said:
|
|||||
|
"Türkiye hızla değişirken, dünya hızla değişirken, özünde "ifrat ve tefrit toplumu" olma özelliğimizi halen koruyoruz. Ya bir uç ya öteki. Ortası yok. Hemen her konuda anında kutuplaşabilme özelliğine sahibiz.Yazının belkide en çok dikkat edilecek yönlerinden biri bu alıntı.Ayrıca insanımız edebiyatı siyaseti düşüncelerine göre anlamayı bırakmadıkça ve ayrıştırmadıkça farklılığından faydalanamadığı pek çok yazar olacak.İnşallah şu an ki biz gençler bu tabuları yıkıyoruz umudundayım... :)
rapor et
yükselt
düşür
|
|
Elbette ortaya konulan tespit çok haklı.yazıya değil yazara bakarak değer biçebiliyoruz bir kitaba bir yazara yada daha farklı bir mecrada atılan herhangi bir adıma.sonuç toplum faydasına olsa bile bir bit yeniği aramak bizde huy haline gelmiş.ama aslında ne kadar tanıyoruz tanıdığımız zannettiğimiz yazarları,kafa adamlarını?fanatiklik değil de tarafını bilmek bana göre kadar lazım gelirken a bu benim adamım muhakkak iyi yazmıştır deyip de merak uyandırmıyorsa o yazılar bizde o daha büyük bir problem bence.kendine yakın bulduğunu okumuyorsan karşındakini hiç okumazsın elbette.ondan öncelikle de yazarı değil yazıyı ve kendi kafamızda bulunmasını istediklerimizi okumak lazım heralde.böyle bir ihtiyaç hissedersek kendimizde okumaya başlayacağız.. bide anasayfada da geçiyor televizyonla ilgili yazı.tv.nin bizi siyasetçi yapmakta ve okumaktan soğutmaktaki payı yüzde kaç acaba? yazarlarda da şöyle bir hata buluyorum.katıldıkları tartışma programları veya oturumlarda onlar ne denli uyumlu olabiliyorlar ki.karşıt tarafa öfkeyle hiddetle fikrini üste çıkarmaya çalışan adamların her seyircinin dimalarında yeri oldukça büyük ve sonuçta hoşgörüye yer kalmıyor.beyinlerin tv.ekranlarının temizlenmesi yazarların ve okumak isteyenlerin hüsnü halleri oluşturacak istenen paylaşım ortamını.herkese düşen bir görev var yani.uyanış halindeyiz,ümitvarız e tabular da yıkılmak için.o günleri de göreceğiz inşaallah :) rapor et
yükselt
düşür
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|