Karakitap Biyografiler Karakitap Fotoğraf Galerisi Karakitap Mekanlar Karakitap Kültür Sanat Karakitap Edebiyat Karakitap Forum Karakitap Anasayfa
Karakitap arrow Gündem
Gündem
ASAM ülkemize ve devletimize hizmette kararlıdır
Üye Değerlendirme: / 1
Yazar KuTuKoLa   
Salı, 16 Aralık 2008
ASAM, fikir dünyamıza, milletimize ve devletimize hizmet yolunda 10 yılını doldurmuştur. Ülkemizde "düşünce kuruluşu" (think tank) olarak büyük bir kurum, dünyada ise emsalleri arasında saygın bir yere sahip olmuştur.

103. sayısı neşredilen Stratejik Analiz dergisi, 4 ayda bir yayınlanan Avrasya Dosyası ve yine 4 ayda bir yayınladığı "Ermeni Araştırmaları" gibi sürekli yayınları yanında 22 tanesi İngilizce, 73 tanesi Türkçe olarak 95 eseri kültür hayatımıza ve insanlık âleminin hizmetine sunmuştur.

Çok önemli mesai ve finansman gerektiren bu uğraşta ilk günden bugüne kadar şükran duygularımızı ifade edeceğim iki kesim vardır. Öncelikle günümüze kadar emeğini ve fikrini bu hizmete katan değerli çalışma arkadaşlarımız gelmektedir. Onun yanında ise projelerimizin büyük kısmını sponsor olarak desteklemiş bulunan Ülker camiası gelmektedir. Hemen hemen hiç kimsenin düşünmediği, düşünse bile külfetinden kaçındığı ve cesaret edemediği bu çok önemli milli meseleye gerek fikren gerek maddi bakımdan katkı yapanlara bir kere daha minnet ve şükranlarımızı arz ediyorum. Bir süreden beri basınımızda "ASAM kapandı, Ülker ASAM'dan desteğini çekti" şeklindeki haberler ve köşe yazarlarının yorumları bir gerçeği kısmi bir eksiklikle ifade etmektedir.

Önce; ASAM türü kuruluşların başta ABD olmak üzere sadece bir grup tarafından hatta devletler tarafından sürekli desteklenme dönemi kapanmıştır. Bu kurumlara duyulmakta olan ihtiyaç, bunlardan proje taleplerini oluşturmakta ve bu da düşünce kuruluşlarının finansmanlarını kendi üretimleriyle karşılama imkânını getirmektedir. İşte bu noktada Ülker, ASAM'a duruşunu öncelikle bu realiteye göre belirlemiştir. Projelerimizi yoğun olarak desteklemiş olan bu güzide kuruluş, inanıyoruz ki kurucusu Sabri Ülker'in "Kaynaklarınızı ülkeniz ve insanlarınız için seferber ediniz." tavsiyesi doğrultusunda ASAM'ı da destekleyecek ve ASAM türü kuruluşları da destekleyecektir. Son dönemde Ülker bünyesinde yapılan çalışmalarla ASAV (Avrasya Türk Kültürü Stratejik Araştırmalar Vakfı)'ın oluşturulması da aynı düşünceyi ifade etmektedir. Ülker Grubu gibi bütün millete mal olmuş bir kuruluşun, fikrî çalışmaları sürekli bir kuruluş üzerinden desteklemesi zaten grubun genel anlayışı ile bağdaşmamaktadır. Bunun en bariz örneği Ülker Grubu'nun çeşitli spor kuruluşlarına verdiği sponsorluk hizmetlerinde de görülmektedir.
 
Yunanistan'da değerler krizi
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Cumartesi, 13 Aralık 2008
 7 Aralık'tan başlayarak dört gündür kaynıyor Yunanistan. Bir polis, bir nümayiş sırasında çocuk yaşta bir genci ateş ederek öldürünce birçok kentte insanlar etrafı yıktı yaktı, dükkânlar talan edildi, polisler taşlandı.

Muhalefet, hükümeti sorumlu saydı, hükümet ve asayiş güçleri aciz kaldı diye. Türkiye okuyucusuna bu gelişmelerin ne anlama geldiğini anlatmak ise oldukça güç; çünkü Yunan toplumu bu konularda Türkiye'den çok farklı. Ama olayların kendileri de çok yanlı ve nedenleri eskilere dayanıyor. Zaten Yunanlılar da şaşkın, olanları pek açıklayamıyorlar. Hükümet soğukkanlılık öneriyor, Pasok yeteneksiz hükümetten, Komünist Partisi yasadışı çıkarcıların oyunundan, Sol Birlik de (Siriza) sosyal sıkıntıların doğurduğu patlamadan söz ediyor. Bunlar nedenlere ilişmeyen yetersiz açıklamalardır.

Yunanistan 1967-1974 yılları arasında baskıcı, özgürlükleri kısıtlayan askerî bir diktatörlük yaşadı. Arkasından gelen demokrasi döneminde, benim gördüğüm, bazı dengelerin sarsılmış olduğudur. Özellikle kendine özgü bir sol ideolojiyi izleyen Pasok'un döneminde ve 1980'li yıllardan başlayarak bir tür 'kültür devrimi' çerçevesinde özünde popülist olan bir siyaset yürütüldü. Bu dönemde başarılı uygulamalar başlatıldı. Örneğin ordu bütünüyle siyasetin dışında bırakıldı. Halkla kavgalı olan polis örgütü de demokratikleştirildi. Sivil toplum ön plana çıktı. Halk devletten korkmaz oldu. Unutulmuş olan emeklilere ve alt gelir tabakalarına devlet eli uzatıldı. Diktatörlük yıllarında sindirilmiş olan gençlere haklar tanındı.

Ama bu olumlu gelişmeler azar azar ve artık bütün hükümetlerce benimsenen aşırılıklara vardı. Toplu yürütülen her hareket fetişe dönüştürüldü. Bu konuda sınırlama kalmadı. 'Halk hareketlerine' karşı çıkmak 'cuntacı' ve antidemokratik tutum sayıldı. Birkaç örnek aydınlatıcı olur. Bugün Atina'da isteyen istediği gün ve saatte istediği yerde protesto mitingi ve yürüyüşü düzenleyebiliyor. Yasalar bu konuda işletilmemekte. Pankartlarını yolun ortasına açanlar trafiği kesip kentleri felç edebiliyor. Bu durumlarda polisin görevi göstericileri muhtemel sataşmalara karşı korumaktır. Zaten toplumun kendisi de bu durumu çok doğal karşılamaktadır. Elli kişilik küçük bir grubun bile kaldırımın üzerinde değil, yolun orta yerinde durması hak sayılmaktadır. Hiçbir hükümet zor kullanıp yolları açmayı denemek bile istememektedir.
 
Gülen Konferansı'ndan notlar - Dr. Salih Yücel
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Salı, 18 Kasım 2008
 Georgetown Üniversitesi Rektörlüğü, Müslüman Hıristiyan Anlayış Merkezi'nin (CMCU) ve Rumi Forum'un ortaklaşa düzenlediği 'Global Zorluklar Çağında İslam: Gülen Hareketinin Alternatif Perspektifleri' başlığını taşıyan ve iki gün süren konferansta Amerika, Avustralya, Avusturya, Fransa, İngiltere, Kanada ve Türkiye'den katılan bilim adamları Fethullah Gülen Hocaefendi'nin değişik konulardaki görüşleri ve Gülen hareketinin dünyanın değişik ülkelerinde yaptığı faaliyetler hakkında kırk tane bildiri sundular.

Konferansın ilk gününde kısa bir konuşma yapan Washington'daki Rumi Forum Başkanı Dr. Ali Yurtsever, 170 bilim adamının konferansta tebliğ sunmak için müracaat ettiğini, Prof. Akbar Ahmad, Prof. Hüseyin Nasr, Prof. John Esposito, Prof. Qamerul Huda, Prof. John O. Voll, Prof. Ian Williams gibi önemli bilim adamlarının da içinde bulunduğu bir heyet tarafından sadece kırk tanesinin seçildiğini belirtti. Konferansın açış konuşmasını yapan Prof. John Esposito ise, "Gülen hareketinin çağdaş dönemin en büyük hareketi" olduğunu ifade etti.

Dünya barışı adına önemli bir hareket

İki gün boyunca sunulan tebliğlerin 28 tanesini dinleme imkânı buldum. 12 tanesini ise paralel panellerde sunulduğu için dinleyemedim. Tebliğlerde oldukça ilginç ve dikkat çekici noktalar ve fikirler vardı. Georgetown Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Sally Ann Baynard, Gülen hareketi gönüllülerinin Türkiye sevdalısı olduğuna işaret ettikten sonra onların Türkiye'yi tanıtmak için harcadıkları emek ve paranın bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinin tanıtım için ayırdığı bütçeden daha fazla olduğunun altını çizdi. İkinci panelin birinci oturumunda doğrudan Gülen'in İslami ilimler konusundaki uzmanlığı üzerinde duruldu. Özellikle eserlerindeki zengin kaynaklara dikkat çeken Philip Bruckmayr, Hocaefendi'nin İslam anlayışının köktenci olmadığını, bilakis Gazali geleneğinin günümüzdeki temsilcisi kabul edilebileceğini söyledi.
 
Davayı sulandırmak için her yol denenecek
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Salı, 21 Ekim 2008
 'Ergenekon davası" nihayet başladı. Yaklaşık bir buçuk yıldır devam eden soruşturmanın bir iddianameye ve davaya dönüşebilmesi çok büyük bir aşamadır.

Türkiye'de tartışılan pek çok meselede olduğu gibi, bu dava etrafında da leh ve aleyhte taraftarların oluşması, herkesin mensup olduğu tarafgirlik içinde bir izah getirmesi tabii karşılanmalıdır. Ancak bu gürültü ve karmaşa içinde davanın özü, aslı örtülmemeli, gizlenmemelidir.

Türkiye, elli yıl içinde doğrudan iki büyük askerî darbe ve dolaylı darbe diyebileceğimiz iki büyük askerî müdahale yaşamıştır. Bu darbe ve müdahaleler öncesinde ve sonrasında yaşananlar, olağan süreçler içinde gerçekleşen olaylardan ziyade, ülkede belli merkezlerden kaynaklanan operasyonlarla karşı karşıya kalındığını, derinlemesine tahlillerde ise bu merkezlerin hepsinin tek bir merkeze irca edilebileceği intibaını vermektedir. Bu intiba, bir siyasî paranoyadan kaynaklanmamaktadır. 27 Mayıs darbesinden önce yaşanan kargaşa ortamının, 12 Mart müdahalesinden önce yaşanan terör ve şiddet olaylarının, 12 Eylül öncesinde ülkenin içine düştüğü bir nevi "iç savaş" durumunun, 28 Şubat öncesinde ortaya çıkan ve her biri başlı başına birer somut "irtica" tehlikesi olabilecek olayların aslında "göründükleri gibi olmadığı"nı, aslında bir tezgâhın işletildiğini bugün artık biliyoruz. Şunu da biliyoruz; askerî darbeler ve müdahaleler kadar, onlara mazeret oluşturan kargaşa ortamları da, darbelerin hazmedilmesi için uygun ortamlar sağlayan projeler de suçludur; hatta bunlar aynı merkezin işleridir. Sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada, pek çok ülkede, zamanında kurulmuş bulunan NATO ve ABD kaynaklı örgütlenmeler, bulundukları ülkelerde siyasî hayatın ve devlet yönetiminin kontrol edilmesini sağlamış, bunu gerçekleştirirken de kendi ülkesinin insanlarını katletmek dâhil birçok menfur operasyona imza atmıştır. En meşhuru İtalya'da yaşanan bir yargılama süreciyle çökertilmiş olan bu yapılanmanın benzerinin Türkiye'de de bulunduğunu, siyasetçiler, asker sivil bürokratlar, akademisyenler, yazarlar, gazeteciler rastladıkları somut bilgilere de dayanarak ileri sürmüşlerdi. Ancak, bütün bunlar münferit bilgiler olarak bir kenarda duruyor, bir araya getirilip bir organizasyon tablosunu karşımıza çıkartmıyordu.
 
Bayrağı bile demir sopası için taşıyorlar
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Salı, 21 Ekim 2008
 Davanın nerede görüleceği aylar öncesinden belliydi. İlgili taraflar tüm hazırlıklarını yapmıştı. Daha ilk günde yaşanan aksaklıklar, bazılarının işini tam yapmadığını gösterdi.

Birileri sanki zafiyet görüntüsü oluşsun istiyor. Mahkeme salonuna girişte yaşanan karmaşa ve cezaevi dışındaki arbedeyi görenler 'Güvenlik nerede?' diye sormadan edemedi.

Ergenekon zanlıları 'kaos ortamı' oluşturacak eylemlerde bulunmakla suçlanıyor. Dün, Silivri Cezaevi'nin dışında bunu görmek mümkündü. Özellikle İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in adamları mahkeme salonunun içinde ve dışında ortamı germek için ellerinden geleni yaptı. Özellikle dışarıda kalanlar kendilerinden farklı gördükleri herkese sözlü ve fiili saldırıda bulundu. Davanın en hazırlıklı grubu olduklarını gösterdiler. Hepsi ellerinde bayraklarla gelmiş. Ancak bayrakları bağladıkları sopaların kalınlığı ve birçoğunun demir oluşunun sebebi, ilerleyen dakikalarda anlaşılabildi. Öğle saatlerine doğru duruşmayı takip etmek için gelen 'Ergenekon karşıtı' grupları gören İP'liler, bayrakları çıkarıp sopalarla dolaşmaya başladı. Bu durum bir süre sonra güvenlik güçlerinin de dikkatini çekmiş olmalı ki, iki grup arasına 10 kadar jandarma dikildi.

Cezaevine gelenler güvenlik olarak sadece 'Jandarma Trafik'i gördü. Onlar da gelen ve gidenleri el işaretiyle yönlendirdi. Bayrak kamuflajlı demir sopalarla gelenler, ellerini kollarını sallaya sallaya geçti eylem yerlerine. Bazı televizyonların canlı yayın stantları basıldı. 'Ergenekoncular hak ettikleri cezayı alsın' diyen gazetelerin araçları yumruklandı.

Silivri Cezaevi dün çok yoğundu. Diğer mahkumlar için de görüş günüydü. Yakınlarını görmeye gelen insanlar, yanlışlıkla Ergenekon davasının kalabalığı içinde bekledi uzun süre. Kuyrukta kimler yoktu ki?.. Sanık Kemal Alemdaroğlu, Yaşar Okuyan, CHP'li Şahin Mengü bunlardan bazıları. Avukatlar, tutuksuz sanıklar ve gazetecileri aynı kapıdan içeri almak isteyince karmaşa kaçınılmaz oldu tabii.
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 6 - 10 Toplam: 252
E-Kitap Biyografiler Sesli Kitap Mekanlar Fotoğraf GalerisiKitap Özeti

Haberdar mısınız?

haberler e-posta kutunuza gelsin






Karakitap TV ForumSözlüklerYazarlarKültür Sanat Edebiyat

Üye Girişi







Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
aktivasyon kodumu yeniden yolla!
Şuanda 65 misafir bağlı
Advertisement