Karakitap Biyografiler Karakitap Fotoğraf Galerisi Karakitap Mekanlar Karakitap Kültür Sanat Karakitap Edebiyat Karakitap Forum Karakitap Anasayfa
Karakitap arrow Gündem
Gündem
1908 Türkiye devrimi ve proletaryanın görevleri - Leon Troçki
Üye Değerlendirme: / 1
Yazar KuTuKoLa   
Pazar, 21 Eylül 2008
 Christian Rakovsky’nin “Türk Devrimi” makalesi ile başlayan ve Troçki’nin “Yeni Türkiye” makalesi ile sürdürdüğümüz “1908 devriminden dersler” dizisini yine Troçki’nin “Türkiye devrimi ve proletaryanın görevleri” makalesi ile sürdürüyoruz. 1908 devriminin 100. yılı tartışmalarına katkı amacıyla yayınladığımız bu dizinin zenginleşmesi için eleştiri, katkı ve önerilerinizi bekliyoruz.Sendika.Org

Aralık 1908: O dönemde Türkiye’yi hareketlendiren sarsıntılar üzerine ilk makale

I
Rus Devrimi’nin (1905) yankıları Rusya sınırlarının dışına taştı. Devrim, Batı Avrupa’da coşkulu bir proletarya hareketinin gelişmesini tetikledi. Aynı zamanda Asya ülkelerini de politik bir aktivitenin içine çekti. Rusya’da olup bitenlerin doğrudan etkisiyle İran’da, Kafkasya sınırlarında, iki yıldan fazla bir süredir çeşitli biçimlerde devam eden devrimci bir mücadele başladı. Kitleler, Çin’de, Hindistan’da, her yerde, hem kendi ülkelerindeki zorbaların, hem de Avrupa proletaryasını sömürmekle yetinmeyip Asya halklarını da soyup soğana çeviren Avrupalı yağmacıların (kapitalistler, misyonerler) karşısına dikildi. Rus Devrimi’nin yarattığı en son etki, bu yaz Türkiye’de gerçekleşen devrim oldu.

Türkiye, Avrupa’nın güneydoğu köşesinde, Balkan Yarımadasında bulunuyor. Bu ülke yıllardır durgunluğun, tutuculuğun ve despotizmin simgesi oldu. Ülkenin İstanbul’daki Sultanı, Saint Petersburg’daki kardeşini aratmadı, hatta onu geride bıraktı. Çeşitli din ve ırklardan gelen halklar (Slavlar, Ermeniler, Rumlar) korkunç zulümlere uğradı. Ama Sultanın kendi halkı da -Müslüman Türkler- mutluluk içerisinde yaşamıyordu. Köylüler, hükümetin ajanları ve büyük toprak sahipleri tarafından köleleştirilmişti. Yoksul ve bilgisizlerdi, saplantılı inançları vardı. Okul sayısı çok azdı. Proletaryanın gelişeceğinden korkan Sultan Hükümetinin aldığı önlemler, fabrikaların kurulmasına engel oluyordu. Muhbirler her yerde ortalığı kırıp geçiriyordu. Sultan bürokrasisinin (Çar bürokrasisi gibi) uyguladığı yağma ve yolsuzluk sınır tanımıyordu. Bütün bunlar devleti tam bir çöküşe götürüyordu. Avrupa’nın kapitalist hükümetleri, üzerinde soygun pazarlıkları yaptıkları Türkiye’nin çevresinde, aç kurtlar gibi dolaşıyordu. Ve Sultan Abdülhamit, kendi insanlarının kanının emilmesiyle ödenmek üzere, borçlanmaya devam ediyordu. Halkın uzun süredir artmakta olan hoşnutsuzluğu bu dönemde, İran ve Rusya’daki olayların da etkisiyle, açıkça ortaya çıktı.
 
Tam Ramazanlaşma zamanı - Fethullah Gülen
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Pazar, 21 Eylül 2008
 Şimdilerde de tarihî tekerrürler devr-i dâiminin böyle uğursuz bir faslıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Öyle ki, olup bitenlere dönüp bakınca kendimizi âdeta bir karanlık tünelde yol almaya çalışıyor gibi görüyor ve ümit-recâ dengesini koruyamaz hâle geliyoruz -en azından bazılarımız için bu böyle- ve yeniden toparlanıp yola devam etme adına ne gayretler ne gayretler sarf ediyoruz.

Bazen üst üste öyle zifirî karanlıklar yaşıyoruz ki, bu türlü durumlarda devrilip gidenlerin hadd ü hesabı yok; ayakta kalanlar ise meseleyi Rahmeti Sonsuz'a havale ederek "Kim bilir, belki de bu sis ve duman, bu ifritten hâdise ve müterâkim karanlıklar umumî bir uyanış ve aydınlanmanın vesilesidir." deyip teselli oluyorlar.. İnşaallah böyleleri düşüncelerinde doğrudurlar!.. Herkesin kendi inanç ve karakterinin gereğini sergilemesi tabiîdir ve bu itibarla da, onların öyle, bunların da böyle olmasını normal görmek gerek...

Olup biten şeylerin arka plânına kapalı olanlar değişik kâbuslarla inleyedursun; biz, bu üst üste zulmetler ve çözülmeler karşısında her gün biraz daha bilenen bir azm ü ikdamla: "Ey ümidini yitiren tali'zedelere "leyl-i mâtem"! "Karar kararabildiğin kadar, zira karanlığın en amansızlaştığı an, şafakların da sökün edeceği andır." deyip, ümitle dört bir yanın aydınlanacağı "Eyyâmullah"ı bekleyeceğiz. Aslında bizler, dünden bugüne bu iman ve ümit sayesinde hiç mi hiç mütemâdî inkisar yaşamadık, kalkıp doğrulamayacak şekilde devrilmedik ve devrilmeyeceğimiz inancıyla Allah'a dayanarak hep ayakta kalmaya çalıştık.. evet, en fırtınalı durumların her şeyi yerle bir ettiği dönemlerde bile, bir gün mutlaka göklerin rahmetle üzerimize boşalabileceğiyle soluklandık.. ve Sûr sesi almış gibi hep bir "ba's ü ba'de'l-mevt" heyecanı yaşadık.
 
İran, Türkiye ve ortaklık arayışı - Muhammed Said İdris
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Cumartesi, 16 Ağustos 2008
 Ziyaret ve sonuçları, Tahran'ın Ortadoğu'daki yeni bölgesel Türk rolünün bilincinde olup olmadığını, stratejik bir ortak olarak mı yoksa stratejik bir rakip olarak mı ilişki kuracağını ortaya koyacak.
Eğer doğruysa Ahmedinejad, Suriye ile İsrail arasında Türk arabuluculuğu kanalıyla dolaylı müzakerelerin sonucu olarak İran'la ilişkilerdeki Suriye değişiminin sınırlarını ve ihtimallerini ortaya koyma amaçlı girişim içinde aklı Şam'dayken Ankara'ya gelmiş.

Suriye'nin Batı'yla ve özellikle de İran nükleer programına karşı tutumlarında çok sert olan Fransa'yla yakınlaşmasının sonucu olarak Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Tahran'da İranlı liderlerle Esad arasında özellikle de İsrail'le 'açık' müzakerelere geçme yönündeki Suriye eğilimini engelleme hususundaki İran rolünün içyüzünü su yüzüne çıkarmakta kararlı bir şekilde Ahmedinejad'ı karşılıyor. Burada doğal olarak Ahmedinejad'ın beraberinde Ankara'ya götürdüğü bir kısmı İran nükleer programıyla ve ABD ile İran arasında bu program etrafındaki 'Türk arabuluculuk rolüne' dair yayılan söylentilerle ilgili önemli başka dosyalar da var. Tahran bu Türk rolünün AB'yi de kapsayacak şekilde genişlemesini istiyor. Zira Tahran, nükleer program etrafında Avrupa ile Amerikan tutumları arasında gün be gün genişleyen bir uçurumun olduğunun farkında. Avrupa dış politika yüksek temsilcisi Solana'nın, Tahran'ın sunulan teşvik paketini reddettiğini açıklaması sonrası İranlı nükleer dosya yetkilisi Said Celili ile telefonla konuşması, Avrupa'nın Tahran'la diyaloğu kesmeme ve yaptırımlar dayatma yönünde acele etmeme kararlılığını gözler önüne seriyor.
 
"Kafkas İstikrar Paktı" Projesi - Türkiye Kafkasya'da Ne Yapabilir?
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Cumartesi, 16 Ağustos 2008
 11 Ağustos'ta Ankara'da açıklamalarda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'nin Balkanlar'da olduğu gibi Kafkaslar İttifakı gibi bir çalışmanın içine girebileceğini, Rusya Federasyonu'nun da bu ittifakta yer alması gerektiğini" söyledi.

12 Ağustos'ta da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan tarafından gündeme getirilen "Kafkas İstikrar Forumu" fikrine destek verdiğini açıkladı. Gül, "Kafkas İstikrar Forumu, fikrinin mühim olduğu kanatindeyim. Bir bölgede eğer istikrar varsa, bir bölgede problemler önceden çözülebiliyorsa, güven ortamı varsa, kalkınma, ekonomik gelişme ve halkların refahı söz konusudur." dedi. Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın Kafkasya için önerilerinin başlıklarının farklılığı ("Kafkaslar İttifakı" ve "Kafkas İstikrar Forumu") bu konuda politikanın henüz oluşturulma aşamasında olduğunun ipuçlarını vermektedir. "Kafkas İstikrar Paktı" nedir? "Kafkas İstikrar Paktı" düşüncesine 2000 yılında olumsuz bakan Türkiye, bu öneriye neden şimdi sıcak yaklaşmaya başladı? "Kafkas İstikrar Paktı"na örnek olarak verilen "Güneydoğu Avrupa [Balkan] İstikrar Paktı"na 2008 yılında hantal ve zor çalışan bir yapı olduğu gerekçesiyle son verilmesine rağmen benzer bir pakt neden Kafkasya için öneriliyor?

Güneydoğu Avrupa'da benzer iki pakta doğru

1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrası eski Doğu Bloku içerisinde Moskova merkezli olmayan en önemli pakt olarak 30 Temmuz 1999'da Saraybosna'da Güneydoğu Avrupa [Balkan] İstikrar Paktı (GAİP) kurulmuştu. Avrupa Birliği (AB)'nin düşüncesi olarak doğan ve AGİT gözetimi altında kurulan söz konusu bu paktın, Kafkasya başta olmak üzere -AGİT sınırları içinde- oluşturulabilecek benzer paktlara da bir örnek teşkil edebileceği ve böylece eski Doğu Bloku topraklarında batıdan doğuya doğru birbirinin örneği paktların kurulması da öngörülmüştü. Nitekim, GAİP'in kuruluşundan yaklaşık altı ay sonra 15 Ocak 2000'de bir düşünce olarak ortaya atılan Kafkasya İstikrar Paktı (KİP), GAİP'in bir kopyası olarak gelişmişti. Batıdan doğuya doğru Karadeniz'in iki yakasının (Balkanlar ve Kafkasya) Güneydoğu Avrupa'nın iki parçası olduğu göz önüne alınırsa, GAİP sonrası KİP'in kurulmak istenmesi ve bu iki paktın birbirinin benzeri olabileceği muhtemel bir gelişmeydi. Bu nedenle, güvenlik, istikrar ve kalkınma arayışı içindeki Güneydoğu Avrupa'nın bu iki parçasında oluşan (Balkanlar ve Kafkasya) benzer paktların (GAİP ve KİP) ileri aşamada tek bir kuruluşa dönüştürülmesi veya üst bir kurumda bir araya getirilmesi bekleniyordu. "Güneydoğu Avrupa [Balkan] İstikrar Paktı"na 2008 yılında hantal ve zor çalışan bir yapı olduğu gerekçesiyle son verilmesi ile birlikte yerine Türkiye'nin de üye olduğu "Bölgesel İşbirliği Konseyi" (RCC) oluşturulmuştur. Balkanlar'da "Bölgesel İşbirliği Konseyi" dışında yine Türkiye'nin de üye olduğu "Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci" (SEECP) adında bir forum bulunmaktadır.
 
Avrupa bile Gladio gerçeği ile tam olarak yüzleşemedi
Üye Değerlendirme: / 1
Yazar KuTuKoLa   
Cumartesi, 16 Ağustos 2008
 Ergenekon çetesinin, 90'lı yıllara kadar Avrupa ülkelerini kasıp kavuran yasadışı gizli örgüt Gladio'nun uzantısı olduğu ve Ergenekonculara dönük operasyonun zamanında Gladio'yu ortadan kaldıran İtalya'daki Temiz Eller Operasyonu'na benzetildiği ve ortalığa her gün birbirinden çarpıcı belgelerin döküldüğü şu günlerde Zaman'a konuşan İsviçreli tarihçi ve Gladio uzmanı Dr. Daniele Ganser, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ganser'e göre, Gladio ya da ona benzer oluşumlarla mücadele sanıldığı kadar kolay değil ve her ne kadar temizlendiği söylense de, Avrupa ülkeleri bile içlerindeki Gladio uzantılarının akıbetinden tam olarak emin değil. Halen Basel Üniversitesi'nde tarih dersleri veren ve aralarında 'NATO'nun Gizli Orduları/NATO's Secret Armies)'nın da bulunduğu bir dizi kitap yazmış olan Dr. Ganser ile İtalya'daki Gladio'dan Türkiye'deki Ergenekon'a uzandık.

Gladio neydi, ne için kurulmuştu?


NATO ülkelerinde, tamamen gizli ve karanlık bir yapılanması vardı. Uzun yıllar hiç kimse varlıklarından haberdar olamadı. Amerikan gizli servisi CIA ile İngiliz gizli servisi MI6 tarafından kurulup, NATO tarafından koordine edildi. Gladio ise bunun İtalya'daki ayağına verilen isimdi ve İtalyan gizli servisi SISMI'nin bir uzantısı olarak çalışıyordu. Bu gizli ordular, muhtemel bir Sovyet istilasında düşman hatlarının gerisinde komünistlerle savaşmak ya da muhtemel bir Sovyet etkisini sınırlamak için ülkelerin siyasi yapısını manipüle etmek için tasarlanmıştı.

Nasıl çalışıyor, ne tür faaliyetlerde bulunuyordu?


Bu gizli yapılanmaların gizli cephanelikleri vardı. Tüfekler, cephane ve patlayıcılar. Ordudan ve istihbarat servislerinden devşirilen elemanları örtülü operasyonlar ve çatışmalarda kullanılmak üzere eğitildi. İnanması zor ama, Almanya gibi bazı ülkelerde, aşırı sağcılar ve Nazi Partisi üyeleri bile bu gizli ordularda istihdam edildi! İtalya gibi bazılarında ise, bu gizli ordular, korku atmosferi yaratmak ve bazı politikacıları itibarsızlaştırmak üzere sivilleri hedef alan bombalı saldırılar gerçekleştirdiler ve bunun için de teröristleri kullandılar.
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 16 - 20 Toplam: 252
E-Kitap Biyografiler Sesli Kitap Mekanlar Fotoğraf GalerisiKitap Özeti

Haberdar mısınız?

haberler e-posta kutunuza gelsin






Karakitap TV ForumSözlüklerYazarlarKültür Sanat Edebiyat

Üye Girişi







Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
aktivasyon kodumu yeniden yolla!
Şuanda 119 misafir bağlı
Advertisement