|
Yazar KuTuKoLa
|
|
Perşembe, 17 Mayıs 2007 |
Son zamanlarda hep başlıktaki gibi 1 Korku Nidası olarak 'Annecim!' eşliğinde düşünmekte olduğumdan yurdumuzun durumunu, nerden çıktı bu iyi aile kızı (Korku) Nidası DA demedim değil. Zira muhtemelen anne olan herkesin geçmişinde olduğu üzre, benim de 'Annecim' lafıyla bir alıp veremediğim var. (Annelik, tam da budur herhalde: en baştan verip de alamamayı kabullenme/hatta beğenme/kutsama halidir.) Kızım küçükken birden kendimi; 'böyle' bir kelimenin terminolojimde olduğunu bilmeden/bilmezken; çok da banal bir bağlam(lar) dizininde habire kullanırken buluverdim. "Hadi Annecim, bu meyveleri bitirelim." "Hadi Annecim, denizden çık artık." "Hadi Annecim, dişlerimizi fırçalayalım." Evet! Oldukça 'banal'; ama küçük kızına 'Annecim' diye hitap ederken yakalıyorsun (suçüstü) kendini. Patetik ve fakat gönülalıcı; zira onun sana TAM DA o şekilde yani 'Annecim' diye hitap etmesini istiyorsun. Yalınkat bir 'Anne'yle değil. Bir nevi Dilek Çeşmesi Hali, hallerden yani. Hayatta birisi tarafından söylenmesini habire, en çok arzu ettiğin hitap biçimini aynı zamanda bir korku ünlemi olarak kullanıyor olman, evet, ne yalan söyleyeyim örseleyici. Ama yine de elimde değil! Ne zaman uzun vadeli rahatsız edicilikte bir durumu düşüne yazsam 'Annecim!'lemeden edemiyorum böyle sonunda ünlemiyle filan. Şimdi gelelim kaygımızı nasıl ifade ettiğimizden (en nihayet!) kaygımızın dip kare bucak mahzenlerine. Bu kadar mı berbat(h) vaziyetlerdeydik de, su yüzüne çıkmadan etmeden; şimdi meğer bu meydan büyüklüğünde göller canavar kaynıyormuş, hepsi birden çıkıverdiler ortaya ve dehşet içinde kalmamız icap ediyormuş. 'Uyan da pazara gidelim!' halleri, vülger tanımlamalardan imtina etmeyecek isek. Pazar günkü yazısında Nur Çintay inceden inceye Miting Fashions 'tip'leri saçarak, dalgasını geçiyordu. Diyelim. Oysa BU memlekette 'Dalga denizde olur' kat'i surette. 'Sen benim mitingime mitingçime yan bakarsın haaa?' mail'lerine boğulmuş ki anlaşılan; salı günkü köşesi 'Bir Demet Kokarca' kıvamında, bu 'İşte! İçinden Seçtiklerimiz'den mürekkepti. Kalemdi. |
|
|
Yazar KuTuKoLa
|
|
Cumartesi, 12 Mayıs 2007 |
Hıncal Uluç olsun Mehmet Y. Yılmaz olsun tutturdular epey 1 zamandır: "Baykal CHP'nin başından ayrılsın; CHP'nin oyları artsın!" Antipatik Genç (Görünümlü) Adam'a karşılık Hıncal Uluç'un önerisi karizmanın kitabını (her gün) yeniden yazan Solaryum Sarıgül! Mehmet Y. Yılmaz bir isim ortaya atmış değil. Ama diğer köşeciler de Türkân Saylan gibi 'namlı' 'solcuların' DAHİ CHP konusundaki müteredditliklerini sorgulayarak, illa da "Parti'nin Güneşi Gitsin!" (Baykal yani: Sponge'u mu demeliyim?)diye tutturuk bir çizgiye vardırmaktalar işi. Esefle izliyorum. Ama Çözümlerin Lordu titrini, neyse ki İsmet Berkan kuşanmaya karar verdi ve Baykal'dan CHP'den daha görkemli 1 İkbal Kapısı yaratıklandırmadan kurtulamayacağımızı 1 Mantık İnsanı olarak kestirdiğinden "Bari Baykal'ı cumhurbaşkanı yapalım da, kurtulalım ondan!" tezini ortaya attı çatır çutur. Perşembe günkü yazısından öğreniyoruz ki, bu Lavaboaç Formülü'ne 'aldığı yazılı ve sözlü tebrik mesajını, 13 yılı bulan köşe yazarlığında almış değil'miş. Ben hemen hiçbir fikri/önerisi/sinerji davetiyesi böylesine tebriklenmeyen bir köşeci olduğum için hem burkuldum açıkçası; hem de 'Benim başım kel mi?' oldum Berkan'ın başarısı karşısında. Evet ziyadesiyle münafık bir çizgi sergilemiş olabilirim bugüne değin. Ama 367 darbelenmenin ardından yapılıp yapılmayacağından halen de emin olmadığım BU seçimlerde (daha önümüzde Sezer'in bekletmeleri vaaar, vetoları vaaar, YSK'nın ani baskınları vaaaar, Askeriyemiz'in internet sitesinin geniş dışavurumcu imkânları vaaar) kendi çözüm formüllerimi olmasa da, sağdan soldan duyduklarımı iletip 'çorbada benim de tuzum' olsun diyorum. (Belki 1-2 de tebrik alırım.) Diyelim Mesut Yılmaz; "Mustafa Sarıgül, Hikmet Çetin, Celal Doğan da Demokrat Parti'ye girsinler," diye sonnn derece cincibir 1 fikir ortaya atmış. |
|
|
Yazar KuTuKoLa
|
|
Salı, 24 Nisan 2007 |
Siz Radikal okurlarının haberi oldu mu bilmiyorum; ama Sabah Gazetesi'nin müthiş Genel Ağbisi Fatih Altaylı (kısaca: Faltaylı) 'görevden alındı' TMSF tarafından.
Ve fakat gidişi de tam kendi meşrebince oldu. Medyalamamızın nasıl 'olağanüstü' ellere teslim olduğunu kanıtlama açısından mühimdir, yazmadan edemeyeceğim.
Cuma günü saat 18.06'da mı ne Medyatava'ya Faltaylı'nın görevden alındığı haberi düşüyor. (Bu siteler medyacıların dedikodu/dedikodulaşma siteleri: sırf iç gidişleri faşş etme açısından mühim 1 işlevleri var. Yoksa internet ortamında 'özgürlük' filan beklemeyin. Ayrıca görüyoruz internet 'özgürlüğünü': Adnan Hoca diye bilinen Büyük Yaradılış Teorisyeni gitti Eyüp Savcılığı'na kendiyle ilgili 'entry'ler var diye, 2 siteyi anında kapattırdı.) Şimdi Medyatavacılar Faltaylı'nın görevine son verildiğini biliyorlar. Ve fakat O bilmiyor. Heyhat! BİLMİYOR Kİ saat 19.20 sularında gözyaşlarına boğulduğu, hitabet sanatını 'konuşturduğu' (Floransa'da devam ettiği 'Pinokyo: Hitabet Akademisi' sayesinde) bir iç toplantıyla Hazin İstifa Öyküsü'nü anlatıyor Faltaylı.
Evet, Fal Diyarlarından Gelen Bu Yiğit 'editoryal bağımsızlığına' (gazeteyi yönettiği 1 yıl boyunca şahit olduğumuz üzre) aşırı düşkündür. Bağımsızlık onun karakteridir. Ayrıca TMSF ileri gitmiştir: "Al ulan o adamları ordan"a getirmiştir. Diyelim 'sıkı muhalif' 'vurdu mu kan çıkartan' 'TMSF'nin gazetesinde aslanlar gibi çarpışan' Yılmaz Özdil'in 'Emre Aköz'ün Sayfası'na (evet: o sayfanın adı bence Balçiçek Pamir'in sayfası olarak geçmeli, ama aynen böyle geçiyor) kaydırılmasını, dahası (burda Faltaylı'nın timsah gözleri, yaş altı olmuştur eminim) Ergun Babahan'ın, şunun/bunun (1-2 isim daha var) ATILMASINI istemektedirler! Olacak n'iş değildir! Pardon da, Faltaylı bu! Fal Diyarlarından Uzayan Yiğit! Ergun Babahan'ı "Ne kadar (özel hayatında) camdan atmak istese de" (yeminle: lamı cimi böyle ve de konuşmanın Cam Han'ın onuncu katında cereyan ettiğini hatırlatırım) yazarına dokundurtur mu ulan! Çeker gider cimbomlar gibi. |
|
|
Yazar KuTuKoLa
|
|
Salı, 17 Nisan 2007 |
|
Doğru oturup doğru konuşalım: Türkiye'de yıllardır doğru dürüst bir haber dergisi çıkmıyor. Çıkan dergiler birer Soğutma Büyüsü gibi. Sade suya tirit çorbalarıyla (dergi formatında) idare etmemiz talep ediliyor ki, gazetelerin hafta sonu ilaveleri DAHİ bunlardan daha doyurucu, daha yetkin, etkin. E, paramla niye böyle bir boşluğa dergi formatında, şehadet edeyim?.. Hal böyleyken, NOKTA yeni yönetimiyle, yeni kadrosuyla, yeni haliyle işte nasıl da mühim bir açığımızı (haber dergisi) hem işaret etti, hem kapamaya yeltendi. Ard arda son derece mühim habercilik bombaları patlattı. Radikal dahil bir sürü gazete manşetledi NOKTA'nın haberlerini. Orda iyi bir şeyler olmaya başlamıştı. Haberciliğin, epey bir aradan sonra, bu topraklarda, bu angaje medyalama ortamında mümkünat dahilinde olabileceğini kanıtlayan 'şeyler'. Araştırmacı/eleştirel gazeteciliğin ölmeyebileceğini. Bunca kurşuna rağmen. Önce ANDIÇ bombasını patlattı NOKTA. Sonra da DARBECİ GÜNLÜKLERİNİ. Dört darbe heveslisi generalin (ve en hevesli 2 adetinin) Genelkurmay Başkanlığı'nı yapmış ve bir nevi darbe heveslerini kursaklarında bırakma görevini ifa etmiş bulunan Özkök Paşa, Büyükanıt'ın (once again) 'tarihi' konuşmasından 1 gün önce konuşmuş; 'Ne var derim, ne de yok' vari bir emekli 'büyükelçi' 'ideal' kurmay başkanı 'tonuyla' bal gibi olayların hakikâtte vuk'u bulduğunu, söylemeden söylemiş olmuştu. (Satır aralarından yapılabilecek yegâne okuma- buydu!) Ama ama ama 'Arşivlerde YOKtu!' Yaaa, öyle mi? Arşivlerde olacaktı sanki; ama aranmış taranmış bulunamamıştı. Yaaaa. Kadiri Mutlak Askeriyemiz (once again) otorite alanlarının sonsuz sınırlarını kalın kırmızı çizgileriyle çizmiş, darbeci heveskârının günlüklerinin gerçekliğini tartışmaya açmanın BU topraklarda mümkünat haricinde olduğu gerçeğini, suratlarımıza şaklatmıştı. (Ancak kamukoyunun suratı yüzde yüz plastiklendiğinden hiçbir etki/tepki söz konusu olmamıştı. Yarabbi şükür, dışında.) Ve fakat anlaşılan NOKTA'yı terbiye etmek güç olacaktı. 5 Nisan tarihli dergi Ahmet Şık'ın 'Sivil eylemler NE kadar sivil?' haberiyle, Kadiri Mutlak Askeriyemiz'le didişmeye temayüllü bir yapıyı ele vermekteydi. Üst üste 3 (adet) Askeriyemiz'e 'yönelik' haber! Gözdağının zamanı değil ise neydi?
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 11 12 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 56 - 59 Toplam: 59 |