Karakitap Biyografiler Karakitap Fotoğraf Galerisi Karakitap Mekanlar Karakitap Kültür Sanat Karakitap Edebiyat Karakitap Forum Karakitap Anasayfa
Karakitap arrow Engin Ardıç
Engin Ardıç
Muhtıra olmayan muhtıra - Engin Ardıç
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar karakitap   
Cumartesi, 14 Temmuz 2007
Meğerse değilmiş yahu, boşuna gerilmişiz... Demokrasi falan elden gitmiyormuş...

Eee, necip matbuatın değerli üyeleri, siyaset sahnesinin mümtaz aktörleri, şiştiniz mi şimdi? İki buçuk aydır boş konuşurmuşsunuz meğerse!

Ankara Beşinci İdare Mahkemesi, muhtıranın muhtıra olmadığına karar verdi.

Bir avukat, Genelkurmay’ın Internet sitesinde geceyarısına doğru yayınlanan “27 Nisan açıklamasını” mahkemeye vermiş (adamdaki cürete bak!), bir liralık sembolik bir manevi tazminat davası açmış (para kazanmak amacıyla ota boka bu tür davalar açanlara saygıyla duyurulur)...

Mahkeme davayı reddetmiş.

Ve de, muhtıranın muhtıra değil, bir “idari işlem” olduğunu belirtmiş.

Bir de, “zarar gördüysen Savunma Bakanlığı’na başvur” demiş ki, bana sorarsanız bu daha da ilginç bir hukuk şaheseri.

Davacı avukatın çağımıza uyum sağlayamadığı anlaşılıyor. Günümüzde muhtıranın nasıl verileceğini bilmiyor. (Türkiye’yi doğru dürüst bir ülke sanıyor, diyecektim, dilimi tuttum.)

Bir kere, artık “muhtıra” diye bir kelime kalmadığının, ona “andıç” denildiğinin bile farkında değil. İngilizce’sini kullansalar, “memorandum” kelimesinin kısaltması “memo” deseler bu sefer de Mehmet Barlas üzerine alınacak.
 
Anketçi esnafı - Engin Ardıç
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar karakitap   
Çarşamba, 11 Temmuz 2007
Herifçioğlu anket yaptırmış, daha doğrusu “anket yaptırdım ayağından” masa başında uçuk bir soytarılık yumurtlamış, okuyucusunu yönlendireceğini sanıyor.

Sözde ankete göre AKP 192’de kalıyormuş (hele şükür), fakat CHP de 122’de (tüh), MHP 65 (o yeter ona), DP 39 (merkez sağda birleşme olsaydı iktidara gelecekti, yaktın bizi Erkan), ve fakat GP de 3 kişi çıkarıyor (bu durumda halka ucuz mazot içiremeyiz), bağımsızlar da 30...

Tam 99 kişi eksik...

Durum buymuş.

Sıradan okuyucu “vay be” diyecek, etkilenecek, AKP berbat durumda olduğu için oyunu ona verip ziyan etmeyecek.

Sıradan olmayan okuyucu bu tam sayfa soytarılığı deşmeye çalışacak ama.

Önce, bu anketin “İstanbul ve Ankara dışındaki illerde” yapıldığını görecek. Bunun ne anlama geldiğini de soracak tabii kendi kendine. (Gazeteden hesap sormaya ileri ülkelerde rastlanır.)

Sonra, okudukça, anketin “ülke barajı dikkate alınmadan” yapılmış olduğunu da anlayacak. Bunun da ne anlama gelebileceğini daha çok merak edecek.

Daha aşağıda da, bu anketin öyle bilimsel milimsel olmadığını (vallahi iş ortağı Zülfü Livaneli’yi birinci gösteren Bülent Tanla’nın
 
Cumhuriyetçi misin, demokrat mı? - Engin Ardıç
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar karakitap   
Salı, 10 Temmuz 2007
Emekli paşaların düzenlediği “sivil” mitingler sıcaklar bastırınca tavsadı ya, mayıs ayının başlarında, o gergin günlerde bu soru pek moda olmuştu...

Ya birini seçecektin, ya ötekini... Demokrat olduğunu söylersen “AKP’yi tutuyor” suçlamasıyla karşı karşıya kalıyordun. Cumhuriyetçiyim dersen de, Baykalcı.

Üstelik bu mitinglerde binlerce Türk bayrağı sergileniyordu, herhalde AKP bir Yunan partisi, rengi de mavi-beyaz olmalıydı bu durumda. Belki de bir Suudi partisi, bayrağı yeşil-beyaz.

O sıralar İlhan Selçuk da “sırf AKP’ye karşı çıkmak için AKP’yi yeterince dinci bulmayan Saadet Partisi’ni bile destekleyecek” kadar yerlere düşmemiş, kendini rezil etmemişti daha. Birçok gazeteci seçim anketlerini henüz çarpıtmamış, açıkça amigoluk etmemiş, “adam maskesini” henüz çıkarmamıştı. Örneğin Aydın Doğan grubunun ya da “bağımsız hık deyicilerinin” bazı yazarlarını okuyucu hâlâ insan sanıyordu.

Akıllı uslu vatandaşlar da bu soruyu abes buluyorlardı, ne yani, hem cumhuriyetçi hem demokrat olunamaz mıydı?

Türk okuryazarları benzer bir ikilemle 1936 yılında da karşı karşıya kalmışlardı: İspanya’da “cumhuriyetçilerle milliyetçiler” kapışmışlar, birbirlerini öldürmeye koyulmuşlardı... Allah Allah! Bu nasıl işti? Biz hem cumhuriyetçi hem de milliyetçi değil miydik? İkisi birbirinden ayrılabilir miydi? Peki bu durumda bunlardan hangisini tutacaktık?

Tavşan boku politikası uyguladığımız için hiçbirini tutmayacaktık, karışmayacaktık tabii de, bu soru uzun süre babamın kuşağını şaşırtan bir soru oldu.
 
Bu bir komedi filmidir - Engin Ardıç
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar karakitap   
Cumartesi, 07 Temmuz 2007
Önce hemen belirtelim: Anayasa Mahkemesi, cumhurbaşkanını halk seçsin demedi.

Halkın seçmesi ya da seçmemesi hakkında halkın karar vermesine izin verdi...

Yani 21 Ekim’de halk “hayır ben istemem” derse gene meclis seçer.

De, ağustos ayında toplanacak yeni meclis bu arada seçiverir mi? Seçiverirse, referandumdan da “halk seçsin” çıkarsa, bir sonraki başkan için geçerli olacak bu. Bu bir sakatlık değil midir? 2007’den 2014’e kadar yedi yıllık bir başkan, ondan sonra 2019’a kadar beş yıllık bir başkan. Bravo, memleket kurtuldu. Çünkü o günlerde Türkiye’nin ne durumda olacağını herkes biliyor maşallah.

Peki ağustos ayında meclis bu adamı kaç oyla seçecek? İlk tur için 184 kişi yeterli olacak, halk peki derse... Ama, daha önce derse... Ekimde derse, ağustosta 367 gene şart... Fakat hem kendisi seçmeye karar verir, hem de 184 sayısını yeterli görürse bu sefer de nisan ayında olup bitenlerin anlamı kalmayacak...

Fakat bu 184 yeterliliğinin ağustosta da geçerli olacağını söyleyen var... Söyleyen de, 367 için kıyameti kopartmış olan birisi... Partisine şimdi ufukta daha fazla oy ve koltuk görününce, 367 için arslanlar gibi direnen adam şimdi birdenbire 184’e eyvallah demeye başlamış...

Öte yandan, yeni mecliste, koltuk dengelerine göre, referandumdan vazgeçilmesi ihtimali bile varmış...

Daha da öte yandan, yeni meclisin 3 Ağustos’ta toplanıp 13 Eylül’de fesholması ihtimali de yok değil!

Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz be? Siyasetçilere söylüyorum, yüce bürokrasiye karşı boynumuz kıldan incedir, ona laf yok.
 
Anayasa gökten zembille inmez - Engin Ardıç
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Çarşamba, 04 Temmuz 2007
Anayasanın ne kadar sakat, ne kadar kötü yazılmış (öptüm seni Orhan Aldıkaçtı), bazı konularda ne kadar “muğlak” olduğu yeniden anlaşılınca, üstelik bu anayasanın “yalnız Turgut Özal değil” bizzat onu korumak ve kollamakla yükümlü olanlar tarafından da çatır çatır çiğnenebileceği görülünce, yeni bir anayasa yapmak özlemi de başgösterdi... Doğaldır.

Çünkü zart zurtun, “vatandaş yerine kuzu yetiştirmeye” yetmediği de anlaşılmıştır.

Bugüne kadar görmüş olduğumuz en iyi anayasa” olan 1961 Anayasası’nın çok çok gerisinde, 1921 Anayasası’na bile rahmet okutan ve memleketi kaskatı bir “bürokrasi vesayetinin” sultasına sokan bu anayasa elbette değişmelidir.

Kaldı ki, o anlı şanlı 1961 Anayasası’nın bile “halkın temsilcileri üzerinde bir seçkinler denetimi” yaratarak (senato), ekonomiyi merkez güdümüne ve plana bağlayarak, “karma ekonomi” ideolojisini dayatarak, darbecilere ömür boyu koltuk garantisi sağlayarak (“tabii senatörlük” kurumu) ne kadar ilerici olduğu tartışılmalıdır! (Buna “27 Mayısçı” Hıncal Uluç ağabeyim yanıt versin, karıdan kızdan başını alırsa...)

Ne var ki, birkaç gazetecinin, birkaç profesörün, hatta birkaç politikacının keseceği ahkâmla değişmez anayasalar...

Anayasaları halk falan yapmaz. Bunu savunana saftırık derler.

Öyle durduk yerde de Kurucu Meclis falan kurulmaz. Hele hele, bazı arkadaşların matah bir çare gibi gördükleri “her maddesinin ayrı ayrı halkoyuna sunulması, sonra tamamının tekrar sorulması” falan gibi saçmalıklar hiçbir ülkede görülmemiştir.

Anayasa’yı, o dönemde o toplumda “borusu öten” güçler yaparlar.
 
Eşeklik baki kalır - Engin Ardıç
Üye Değerlendirme: / 2
Yazar karakitap   
Salı, 03 Temmuz 2007
Yılmaz Özdil Antalya’ya gitmiş, turistlere bakmış bakmış, beni yarım saat kadar güldüren, o gün önüme çıkan her tanıdığıma anlattığım müthiş şakasını patlatmış: “Antalya’da Vladimir Putin kesin kazanır, Angela Merkel de dört milletvekili çıkarır, Türkler baraj altı...”

Dallama sazanın biri de pat diye lafın üstüne atlamış tabii: “Sen ne biçim gazetecisin be, yabancıların burada oy verme hakları var mı?”

Yılmaz diyor ki, zekâ düzeyi böyleyse, günün birinde burada Putin gerçekten kazanır vallahi!

O kabuksuz hayvancığın zihninin açılması için kendisine bol bol kabuklu deniz hayvanı yedirmek lazım ama dinimizde yasakmış galiba...

Zarar yok, mangal yapsın, kırmızı etin de faydası dokunacaktır. Hemcinslerini yemek bizde yasaktır ama onlarda doğa kanunu.

Bu tür aptallar ve aptallıklar bendenizin “ilacıdır” efendim... Aynı zamanda ekmek param, yıllardır onlarla kırkıla kırkıla evin geçimini sağlıyoruz...

Bakınız bugün politika yazacaktım (eh, bu da çok farklı bir alan sayılmaz), fakat yeni bir dıngıllığa takıldım.

07.07.2007 çılgınlığı... Bizim magazin çılgınları da bunu pek sevmişler anlaşılan.

Yedinci yılın yedinci ayının yedinci günü... O gün “birşeyler” olacakmış.

Buna “hurufilik” denir ama geriden hurufilik. Üstelik yalnız Türkiye’ye özgü de değil. Amerika’da millet o gün evlenmek için başvuruyormuş,
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 43 - 48 Toplam: 68

Yazarlar Menüsü

Engin Ardıç - En çok okunan Yazısı

Advertisement