Karakitap Biyografiler Karakitap Fotoğraf Galerisi Karakitap Mekanlar Karakitap Kültür Sanat Karakitap Edebiyat Karakitap Forum Karakitap Anasayfa
Karakitap arrow Tamer Korkmaz
Tamer Korkmaz
Bir bilmecem var, çocuklar...
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar karakitap   
Çarşamba, 20 Haziran 2007
Sedat Bucak, Susurluk'ta kamyonla çarpışan Mercedes'ten sağ çıkan tek kişiydi...

Ankara'da önceki gün gerçekleştirilen operasyonda aralarında Bucak'ın korumasının da olduğu "haraç çetesi" gözaltına alındı. Sanıkların üzerinden JİTEM kimlik kartları çıktı. Bucak'ın koruması ve şoförü olan kişi, kimlikleri Veli Küçük'ten aldığını söyledi! Zat-ı şahaneleri Susurluk'un önde gelen aktörlerindendir. Kimlikteki imza Küçük'e yakınlığıyla bilinen eski yüzbaşı Sinan Yaşar'a ait. Yaşar'ın ismi ilk olarak Susurluk Skandalı esnasında duyulmuştu...

Veli Küçük, her ne kadar inkar etse de JİTEM'in kurucusu: Susurluk ağındaki rolü için konuşurken basına "Pişman değilim, yine yaparım" demişti. Küçük, Susurluk "kaza"sından yarım saat sonra Balıkesir Emniyet Müdürü'ne "Kazada ölen Mehmet Özbay (Abdullah Çatlı) bizim çalışanımız. Tutanaklarda ismi geçmezse iyi olur" diye telefon açmıştı. O esnada Kocaeli İl Jandarma Alay Komutanı idi...

Veli Küçük'ü Danıştay Provokasyonu'nun tetikçisi Alparslan Arslan'la birlikte gösteren fotoğraf, Danıştay saldırısından tam on bir buçuk ay önce yayınlanmıştı...

Küçük, adı Danıştay olayı ile gündeme gelen emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin'le de "kanka" idi: Tekin'le aynı fotoğrafta yer alan emekli astsubay Oktay Yıldırım ise geçen hafta Ümraniye'de ele geçirilen "cephanelik"le ortaya çıkıverdi. Yıldırım, sadece Tekin'e değil, Küçük'e de yakın bir isim...

Muzaffer Tekin, Yıldırım gözaltına alınınca "Kendisini tanırım, iyi çocuktur. (Şemdinli filmiyle meşhur olan replik!) O bombalar hurdadır, patlamaz" diye konuştu. Tekin, polisin "Sen o bombaları nereden biliyorsun?" sorusuna cevap veremedi...
 
Arzın Merkezine Seyahat"e cesaretiniz var mı? - Tamer Korkmaz
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar karakitap   
Çarşamba, 13 Haziran 2007
Genelkurmay'ın son gece yarısı bildirisi "halkı teröre karşı toplumsal refleks göstermeye" davet ediyordu. Hemen ardından "refleks" paragrafına açıklık getirilerek "kastedilen toplumsal tepkinin kesinlikle şiddet içermeyen demokratik kurallar içinde bir refleks olduğu" işaretlendi...

Sanal bildirideki ifadeleri "Ulusalcı Tercüme Bürosu" anında kendi lisanına çevirdi ve 24 Haziran'da "üç büyük ildeki cumhuriyet mitinglerinin devamı" anlamında bir buluşma organize ediliverdi...

Tam bu noktada sormak gerekiyor: Sokağı kullanarak, mitingler düzenleyerek terörle mücadele edilebilir mi? Teröre karşı sonuç alınabilir mi? PKK belası, mitinglerdeki devasa kitleyi/yoğun protestoları görünce eylemlerini durduracak mı?

Bu sorulara olumlu cevap verebilmek maalesef mümkün değil...

Geniş kitlelerce PKK terörüne olgun/demokratik tepkiler gösterilmesinin elbette manidar bir temeli var. Ne ki, böyle bir yoldan giderek terörle gerçek anlamda mücadele etmek söz konusu dahi olamaz.

Ya? PKK'yı 1984'ten itibaren kurgulayıp başımıza bela eden Güç Odağı ile birebir bağlantılı olan sorunun çözümü de yine o kulvardaki "mücadele"den geçiyor...
 
"Abdüllatif Düşerken!" - Tamer Korkmaz
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Salı, 05 Haziran 2007
 Abdüllatif Şener dört yıl önce Abdülhamid Düşerken adlı filmi izledikten sonra sinema çıkışında karşısında star muhabirlerini bulmuştu. Ertesi gün star'da yer alan haberin esprili bir başlığı vardı: "Abdüllatif" Düşerken...Şimdilerde Abdüllatif Şener'i yere göğe koyamayan bir film Doğan Grubu sinemalarında vizyona girmiş bulunuyor!Seçimde aday olmayacağını açıkladı ya; başta Hürriyet olmak üzere egemen medyada Şener'e "Sen ne güzel politikacımızsın, Latif Abi" kıvamında güzellemeler döktürülüyor...

Şener neden bıraktığını da -Amiral Gemisi'nde her daim "Ben onlardan değilim, benim sizden hiç farkım yok, beni içinize kabul edin!" yollu türküler söyleyen kişiye anlatmış...Abdüllatif Bey "tüm toplumu kucaklamış, kurumlarla zıtlaşmamış, dürüst olmaya çalışmış". Başka? Yeri gelmiş şarap muhabbeti yapmış. "Laiklik yeniden tanımlanmalıdır" denildiğinde "Hayır, yeni bir tanıma gerek yok" demiş. "Kişiler laik olmaz/devlet laik olur" cümlesi sarf edildiğinde de "Bu kavramlar eğilip bükülemez" diye karşı çıkmış...

Tüm bunlardan sonra laikçi kesim kendisini pek sevmiş.
 
Tezkere Gerçekleri - Tamer Korkmaz
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Cuma, 01 Haziran 2007
 Kimi tezkereciler son günlerde yeniden bayrak açtılar: 1 Mart Tezkeresi'nin baş müzakerecisi Deniz Bölükbaşı "Tezkere reddedildiği için tarihi fırsatı kaçırdık. Bugünkü belalarla karşılaştık" iddiasında... Dört yılı aşkın bir süre sesini çıkarmadan beklemiş, kalkmış şimdi feveran ediyor; neden acaba?

Bölükbaşı, hükümeti/Erdoğan'ın danışmanlarını/Meclis Başkanı'nı suçluyor: İlk bakışta, Bölükbaşı'nın MHP'den siyasete atıldığı için böyle konuştuğu söylenebilir. Elbette bu faktörün de bir ölçüde etkisi vardır. Ancak konuyu sadece "siyasi rant elde etme" amacıyla açıklamanın yeterli olmayacağını düşünüyorum...

Dikkat ederseniz, yalnızca Bölükbaşı değil, belli başlı tezkerecilerin hemen hepsi -tam da Kuzey Irak'a harekat tartışmalarının yoğunlaştığı, bir başka deyişle "Ankara'ya gel gel!" tuzağı çekildiği bir dönemde- kılıçlarını kuşanıverdiler!


Bölükbaşı, tezkere günlerinde "Egemen Medya" tarafından "Türkiye'nin milli menfaatlerini canla başla savunan aslan yürekli baş müzakereci" gibi sunulmuştu. ("Türkiye'nin milli menfaatleri" adı altında ABD'nin çıkarlarını savunmuş, savaş tamtamları çalmış olan "fevkalade uyumlu" gazete ve televizyonlardan bahsediyorum.)

Bölükbaşı, Habertürk ekranında Zapsu ve Bağış gibi AKP'li danışmanların ABD'ye "arka kanal" açarak ilave bir ümit tesis edilmesinde etkili olduklarından yakınıyordu...
 
On Üç, On Dört, On Beş... - Tamer Korkmaz
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Salı, 15 Mayıs 2007
Hatırlayalım. Futbolumuzun Bir Nevi Baykal'ı Haluk Ulusoy'un önü CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuru sayesinde açılmıştı. Anayasa Mahkemesi 5 Ocak 2006'da futbol federasyonu başkanları için yüksekokul mezunu olma şartını ortadan kaldırırken CHP de AKP iktidarına "gol atmış" oluyordu!Ulusoy'un babası gibi G.Saray'lı oğlu 2006'nın 14 Mayıs akşamı son dakikalarda gelen şampiyonluk nedeniyle sevinçten bayılmıştı.

Aradan tam bir yıl geçmişti: Pazar günü İzmir'deki ulusalcı-laikçi-solcu ayran kabartma mitinginde Baykal da olay yerindeydi. Ulusoy için ise 13 Mayıs akşamının pek hoş bir hatırası olduğu söylenemezdi. İlahi adalet tecelli ediyor; Fenerbahçe İzmir Atatürk Stadı'nda "her şeye rağmen" şampiyon oluyordu. Marifet, bir sezon boyu yaşanan acı gerçeklere rağmen sızlanmak değil, kumpası yenebilmekti. Sonuçta öyle de oldu. "100. Yıl Şampiyonluğu"nun gerçek anlamı budur.

"Siyasetimizin Ulusoy'u" Baykal'a gelirsek: "İşte Atam İzmir" diye sunulan devasa "Gündoğdu Mitingi"nde kürsüden inen Tuncay Özkan'a sarılarak tebrik etmesi, CHP liderinin Kanaltürk'ün sahibine 'Mazeretim Var Asabiyim Ben' Unvanı verdiğinin işaretidir...

Tandoğan ve Çağlayan'ın aslında ne olduğunu göremeyenler herhalde İzmir mitingindeki CHP damgasını fark etmişlerdir. Laiklik kisvesi altında solu birleştirme çabalarına rağmen İzmir'de Baykal ile Sezer yan yana dahi gelemediler. (Baykal son günlerde "Ecevit'e ihtiyacımız var" deyip duruyor. Demek ki neymiş? "En iyi Ecevit, hayatta olmayan Ecevit"miş!)
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 16 - 20 Toplam: 35

Yazarlar Menüsü

Tamer Korkmaz - En çok okunan Yazısı

Advertisement