Karakitap Biyografiler Karakitap Fotoğraf Galerisi Karakitap Mekanlar Karakitap Kültür Sanat Karakitap Edebiyat Karakitap Forum Karakitap Anasayfa
Karakitap arrow Rasim Özdenören
Rasim Özdenören
Bir sabah okul kapısının önünde - Rasim Özdenören
Üye Değerlendirme: / 1
Yazar KuTuKoLa   
Perşembe, 15 Ocak 2009
 Gece yürüyüşünden mi döndüm nedir… Her gece yürüyüşü dayanılmaz baş ağrılarıyla gelip oturuyor bu pencerenin kenarına.

Ben o pencerenin kenarından sokağa bakıyorum.

Evim yan sokaklardan birinin en içlerinde temellenmiş.

Uzaktan okul çocuklarının sesleri duyuluyor.

Daha sabahın erken saatlerinde horoz seslerinin komşu sokaklardaki horoz seslerine cevap vermeye hazırlandığı saatlerde pencerelerinin kenarlarında oturmuş kahvesini içen ev kadınları ve onlara eşlik eden ev erkekleri…

Birazdan okulun kapısı açılacak erkenci davranmış iki oğlan çocuğu ile iki kız çocuğu okul kapısından içeriye girmeye davranacak.. onların okulu var: onlar, ilerde engellenmedikçe okullarını bitirecek…

Dünyanın bir başka yerinde aynı kız çocukları okul yolunda yolları kesilerek bekletilecek.

Onlar başlarında beyaz örtüleriyle kendilerini namahremden sakınırken karşılarına çıkan silah namlularıyla durdurulacak: namlular tam da kızların döşünü hedef alıyor.

Kızların gözleri hiç de korkuyla bakmıyor kendilerine yönelmiş silahın korkunç gözüne…

 
Yüz buruşturan bir konu: Laiklik - Rasim Özdenören
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Perşembe, 05 Haziran 2008
Aslında laiklik konusunda bu ülkede yalnızca bir kesimin değil, fakat laikçi veya anti laikçi bütün kesimlerin kafası karışık. Bu kafa karışıklığının nedeni de, bu ülkede laikliğin aslına uygun bir tanımının var olmayışı ve bu tanımın yapılmasına ısrarla karşı konuluşudur.

Laiklik bu ülkede baştanbaşa ideolojik bir tanımın çerçevesine sıkıştırılmak istenmiştir. Öyle isteniyordu, öyle istenmeye devam ediyor. Çünkü laikliğin bu ülkede dinî/siyasal/toplumsal temeli mevcut değildir.

Bir kere laikliğin ancak ve yalnız kiliseli toplumlara mahsus bir kurumsal yapı olduğu bu ülkede yaşayan siyasetçilerin de, aydınların da, dahası aydınlar arasında hukukçuların da ve daha dahası anayasa hukukçularının da meçhulü bulunuyor. Veya bu gerçeklik göz ardı ediliyor.

Laiklik bu ülkede din ve devlet arasındaki ayrışma diye öngörülüyor. Oysa bir Hıristiyan kurumu olan laiklik din otoritesi (kilise) ile devlet otoritesi arasındaki yetki ayrışmasıdır. Her iki farklı otoritenin birbirlerinin işine karışmamasını öngören "antlaşma"nın adıdır.

Laiklik belirttiğimiz biçimde anlaşılmadığı takdirde ezan okunmasının serbest bırakılması, artı, "Bu ülkede kapalı cami mi var? Namaz kılmak isteyene mani olan birini biliyor musunuz? Hacca gitmek isteyen insanın önünü kim kesiyor? Fitre ve zekât vermek isteyip de veremeyene mi rastladınız? Kelime-i şehadet getirmek isteyenin ağzını biri mi kapatıyor?" yollu itirazlar ve defiler laikliğin savunulması, İslâm'a ilişilmediği sadedinde ileri sürülüyor (Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 30 Mayıs 2008 ). Bu defiler laikliğin rükünlerinden birer rükünmüş gibi öngörülüyor.

Bu defilere karşı ileri sürülen cevap sadedindeki:

"Gecenin bir vaktinde locadan çıkarken cami cemaatinin de dağıldığını görüp 'Hiç kimsenin dinî özgürlük sorunu yok' diye düşünüyor olmalılar./Oysa var. Yazdıkları gazetelerin birkaç aylık nüshaları bu gözle incelendiğinde görülecektir: İbadetini aksatmamak gibi bir derdi olan devlet memuruna sağlanmış mescit kolaylığına karşı çıkanlar var bu ülkede...
 
Adalet ve utanç duygusu - Rasim Özdenören
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Pazar, 18 Mayıs 2008
Faulkner bir yerde, yaşamıyor olmaktan daha kötü bir tek şey vardır, o da utançtır, diyordu. İnsan acaba ne için utanç duyar? Ve mesela ıssız adada bir başına yaşayan bir insan utanç duymaya devam eder mi? Yoksa bir başına kalan insan utanç duygusunu yitirir mi?

Durum, sanırım, bizim utanca verdiğimiz anlamla bağlantılı. Acaba utanç toplumsal bağlamda mı değerlendirilmeli, onu yoksa bireysel bir duygu diye mi düşünüp değerlendirmeliyiz? TDK Sözlüğünde utanç ve ar kelimeleri birbirinin karşılığı olarak kullanılıyor. Utancın karşılığında ar, ar kelimesinin karşılığında da utanç veriliyor. Gündelik hayatımızda bu iki kelimeyi birbirinin yerine kullanıp geçiyoruz.

Ancak bence, bu iki kelime (utanma ve ar kelimeleri) arasında temelli bir fark var. Utanma nesnel bir duyguya karşılık geliyor. Ar duygusu ise öznel bir hali ifade ediyor. Benzer bir fark doğruluk ve dürüstlük arasında da söz konusu: doğruluk nesnel bir durumu, dürüstlükse öznel durumu ifade ediyor. Bir önermenin doğru olup olmadığını dış dünyanın nesnel ölçütlerine vurarak sınarız. Oysa bir önermenin dürüst olup olmadığını sınayabilmek için önerme sahibinin iç dünyasına girmek zorunda kalırız. Önerme sahibi, önermenin içeriği ile örtüşme halinde midir, değil midir; bu soruya alacağımız karşılığa göre önerme sahibinin dürüst olup olmadığını belirleriz.

İmdi, utanç duygusu da bu bağlamda nesnel bir duruma karşılık geliyor. Toplumun öngördüğü ahlâk kuralına uygun düşmeyen yapıp etmelerimiz bizde utanç duygusu uyandırır. Oysa ar duygusu öznel bir halle bağlantılıdır. Temelde utanmayı gerektirmeyen bir fiil, kişinin benimsediği önyargılarıyla uzlaşmıyorsa, onda ar (hayâ) duygusu uyandırır.

Öyleyse adalet ile utanç duygusu arasındaki bağlantıyı nasıl açıklayabiliriz?
 
Despotluğun üstünlüğü - Rasim Özdenören
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Pazar, 04 Mayıs 2008
Despotluğun üstün tutulduğu yerde hukukun sözü geçmez. Çünkü hukukun sözünün geçtiği yerde despotluğa yer bulunmaz. Hukukun üstün bir değer sayılması, hukuka riayetin her şeyin, her çıkarın önüne alınmasını gerektirir. Bazı çıkarların zedelenmesi pahasına da olsa, hukukun, kendi iç gereklerine riayet edilmesi hususunun bir ahlâk haline getirilmemiş olduğu yerde, hukuka riayet edilip edilmemesi de, kişilerin keyfine kalmış olur. Bu da zaten, orada hukukun üstün bir değer olarak sayılmadığına delalet eder.

Hukuka riayet etmeyi ahlâk haline getirmiş olması beklenenlerin başında da, bizzat hukukçuların yer alması beklenir. Bir ülkede hukuka riayeti eğer hukukçuların kendileri şiar edinmemişse, başkalarından, kim, ne bekleyebilir ve ne umabilir?

Hukuk nezdinde (ve elbette hukukçu nezdinde), ortada bir suç varbulunuyorsa, orada bir de bu suçu (fiili) ika ettiği sanılan bir sanığın varbulunduğu düşünülür. Ama sanık mahkeme önüne çıkartılıp hakkında mahkemece verilen kararın kesinleşmesine kadar sadece ve sadece sanık hükmündedir; suçlu hükmünde değil... Sanığın suçu mahkemece sabit bulunduğu ve buna dair karar kesinleştiği anda, sanık suçlu haline dönüşür.

İmdi, sanığın suçlu haline getirilmesi sürecinde, savcının elde ettiği ve mahkemeye sunduğu delillerin payı elbette belirleyici rol oynar. Ancak savcı delillerini toplarken hukuka riayet etmek zorundadır. Hukuka riayet edilmeksizin elde edilen ve mahkemeye sunulan delilleri de mahkemenin dikkate almaması gerekir. Çünkü ortada, hukukça öngörülmüş bir adaletin tecellisi için zemin hazırlanmaktadır. Böyle bir zeminin de, gene hukuka uygun olması gerekir. Aksi takdirde mahkemenin verdiği kararın hukuka uygun olup olmadığı sorusu ortada kalır. Şaibeli bir kararın da, tarafları hukuken tatmin etmesi nasıl sağlanır, bellidir.
 
Kaos kafalarda - Rasim Özdenören
Üye Değerlendirme: / 0
Yazar KuTuKoLa   
Perşembe, 28 Şubat 2008
 Birileri anayasaya yeni derç edilen bazı özgürlükçü hükümleri uygulamama hususunda direnç gösterince bazıları da bu direnci kaos olarak nitelemeye başladı. Daha doğrusu olayın seyrine bakıldığında, şimdi ortalarda kaos olduğu iddiasıyla sahneye çıkanlar, daha baştan toplum katmanları arasında kaos yaratmak için tırnak sürtmeye başladılar ve elan tırnak sürtmeyi sürdürüyorlar.

Olayın en dibinde yatan mesele nedir?

Tek tipçi totaliter zihniyetin yeniden hortlaması.. ya da hortlak hayatına devamı…

İnsanların kişisel olarak mülayim huylu görünmesi, aile efradına karşı şefkatle muamelede bulunması, onların toplumsal olarak da aynı duygularla donanmış bulunmalarını gerektirmiyor. Kendi aile ve arkadaş çevresinde yumuşak huylu görünen nicelerinin farklı platformlarda nasıl gaddar roller üstlenebildiği bellidir.

1920'li ve '30'lu yıllarda dünyaya egemen totaliter diktatoryal despot zihniyetin kalıntıları günümüzde de bazı kafalarda etkisini sürdürüyor.

Bu kafa, temelde, eleştiriye ve özeleştiriye düşmandır.

Ancak bu kafa yapısının açmazı ve zaafı tam da bu noktada temerküz ediyor.
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 5 Toplam: 23

Yazarlar Menüsü

Rasim Özdenören - En çok okunan Yazısı

Advertisement