Karakitap Biyografiler Karakitap Fotoğraf Galerisi Karakitap Mekanlar Karakitap Kültür Sanat Karakitap Edebiyat Karakitap Forum Karakitap Anasayfa
+  Karakitap Forum
|-+  Karakitap Kültür Sanat» Kültür Sanat» Mistik 'Eastern': Ulak
K.Adı :
Parola :
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mistik 'Eastern': Ulak  (Okunma Sayısı 334 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KuTuKoLa
smh
Hiç
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 474


kötü adam !


WWW
« : Şubat 08, 2008, 01:26:09 ÖS »


'Babam ve Oğlum'un başarısı 'ben ağladım' 'ben ağlamadım' etrafında kolayca ölçülüvermişti. Bu anlamda Ulak herkesin seveceği, herkesin ağlayacağı bir film değil sahiden.

Çeşitli izleme biçimleri ve izlenim kategorileri meydana getiren bir film. Ağlamamanız ve sevmeniz de söz konusu, ağlayıp beğenmemeniz de mümkün. Türk izleyicisinin ağladığı filmi sevdiği bir veri ise, ikincisi de ne ola ki diyeceksiniz. O ikincisi, insanın uzun bir süre kendine açıklayamadığı, itiraf edemediği hatta ağırına giden bir şey.

Şöyle bir diyalog düşünün. "Ulak nasıldı?" " Filmi çok fazla beğenmedim, çok eksiği vardı, yine birden fazla final vardı, çerçeve masal ve o masalın başka masallarla birleşmesinden mürekkep yeni bir masal söz konusuydu, ama son masal, hikâyenin bütününe uymuyor, onu yalanlıyor gibiydi, Hümeyra'nın oyunculuğunu da bu kez hiç beğenmedim." "Eee, gözlerin niye kızarmış o zaman, yoksa ağladın mı?" "Evet, kem küm."

Aynıyle vaki. İşin içinde baba-çocuk ilişkisine dair dramatik boyutlar, zulüm ve çaresizlik, yine de inanmak, yine de direnmek gibi durumlar olduğu zaman iptal olmamız normal, bu bir insanlık klasiği. Ama yine de, bu kadar basit değil. Ulak, çok kolay özdeşleşilemeyecek olan belirsiz zaman-mekân ilişkisine; ' bu karakterler bir peygamberi ve takipçilerini mi temsil ediyorlar yoksa sadece kendilerini mi?' sorusunu sürekli devrede tutmasına rağmen dramatik yapısının saatli bomba gibi işlediği bir film yine de.

Irmak bin bir gece masallarını, Evliya Çelebi'yi, konuşur gibi yazmış, aktarmış. Gezginleri, şifahi kültürü kültürel genetiğinde saklı tutan bu toplumun masal, anlatı ve inanma ilişkisine dair önemli şeyler yakalıyor. Köy köy dolaşan ve çocukları da büyükleri de bir masal etrafında birleştiren, sonra onları kendi masallarının içine bırakan Zekeriya karakteri, bu toplumda 'kitabın' itibar görmesinin 'kitabın hikâyesi' ile mümkün olduğunu hatırlatıyor. Kitabın mesajının o mesaj etrafında kenetlenen diğer hikâyelerle buluşabildiği surette hayata geçeceğini söylüyor. Delili, filmde kendisine vahiy ya da ilham gelen, hikmet bahşedilen Mehmet'in değil, bir hayal ürünü olan, bir ihtiyaca karşılık gelen 'Ulak İbrahim' beklentisinin ağırlık kazanması. Mehmet'in hikâyesini anlatan gezgin hekim Zekeriya'nın Mehmet'ten ve ona gelen mesajı yazan arkadaşlarından çok daha önde olması. Anlatılanın anlamı, o anlam için verilen mücadele ile, bu mücadelenin insanların hayatlarına değmesi ile, aşıladığı umut etme duygusu ile açılıyor. Bu söylemi sevecenlikle kuşanması da, bütün sıkıntılarına ve suni bulabileceğimiz zorlamalarına rağmen, samimi bir şeylerin ışıldamasını sağlıyor. Lakin son hikâyede dengeler bozuluyor, işin tadı da kaçıyor; köylülerin cüzzamlıların arasından kaçmayı başarmak için ihtiyaç duydukları motivasyon, bir hayalden değil, gerçek olmayan, pembe bir yalandan temin edilince, o vakit 'dinlerin en temel ama en çok ıskalanan meselesi insanları zulme karşı örgütlemektir' mesajı, yerini Irmak'ın muhtemel Marksist altyapısının da etkili olduğu bir şüpheye bırakıyor: Din aslında zor durumda olan yoksulların, çaresizlerin mücadele etmek için sığındıkları bir liman, ya da sızılarını dindirmek için kullandıkları bir afyon mudur yoksa? Sanırım, 'Din afyondur sonuçta, ama iyi bir afyondur. Kötü olan, afyonu 'efendi gibi' kullanmamaktır' diyor yönetmen. Bu afyondan ne devrimci bir duruş, ne toplumcu bir teyakkuz çıkardı, kıymetini bilemedik diyor olması da olası.

Yine de, Çağan Irmak'ın eski sosyalist eğilimlerine uygun bir din anlayışı, 'kafasına' göre bir inanç disiplini kurgulamaya çalıştığı eleştirilerine mesafeli kalmak gerektiğini düşünüyorum. İnsanları hele hele sanatçıları 'keşke'lerinden dolayı, 'ütopya'larından dolayı, gönüllerinde yatan aslanlardan dolayı yargılayamayız zira. Kaldı ki ortadaki düpedüz 'fantastik' bir sinema örneği ve fantastik film dediğimiz şey doğası gereği göndermelerle, referansı muğlak kalabilen sembolik malzemeyle ilerleyen bir şey. Ulak her şeye rağmen cesur bir film. Hem fantastik hem de Batı'nın western sinemasının Doğu versiyonunu, ilk ve tek Türk 'eastern'ünü, sinemamıza kazandırmış durumda... Daha ne olsun.

N.Bengisu Karaca
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: